-
OECD
Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu
Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi
Bağlamında
Cezai İşlerde Uluslararası Adli İşbirliği
(Word
Dosyası)
-
OECD Rüşvet Mücadele Konulu Seminer Anlatım Metni
(Word Dosyası)
-
Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi
(Word
Dosyası)
OECD ULUSLARARASI TİCARÎ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU
GÖREVLİLERİNE RÜŞVET VERİLMESİNİN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİ
BAĞLAMINDA CEZAİ İŞLERDE ULUSLARARASI ADLİ İŞBİRLİĞİ
I - GENEL OLARAK:
Uluslararası alanda cezai işlerde adli işbirliğine ilişkin ayrıntılı
açıklamaları taşıyan
"Cezai İşlere İlişkin Uluslararası İşbirliğinde Adli Makamlarımızca
Dikkat Edilmesi Gereken
Hususlar" konulu
01/01/2006 tarihli ve 69 sayılı Genelge, bazı mevzuat değişiklikleri
nedeniyle 01.03.2008 tarihli ve 69/1 sayı ile yeniden güncellenmiştir.
Bilindiği gibi Uluslar arası adli işbirliği;
- İkili anlaşma ya da çok taraflı sözleşmeler,
-Uluslararası teamül hukuku kuralları ve karşılıklılık
(mütekabiliyet) ilkesi
çerçevesinde yürütülmektedir.
Uluslararası işbirliği;
Tebligat, İstinabe, Kovuşturmaların Aktarılması, Cezaların
İnfazı, Suçluların İadesi ve Hükümlü Nakli başlıkları altında
incelenebilir. Bu çalışmada
Hükümlü Nakli dışındaki diğer
hususlar üzerinde durulacaktır.
Öte
yandan şunu belirtmek gerekir ki, Yabancı Kamu Görevlilerine
Rüşvetin
önlenmesi Sözleşmesi 9. maddesinde
"Taraf devletler bu Sözleşmeye konu suçlara ilişkin soruşturma ve ceza
davaları ile ilgili hızlı ve etkili bir adlî yardım sağlayacaktır.
Bu sözleşme
çerçevesindeki adlî yardım talebi Taraflarca banka sim öne sürülerek
reddedilemez."
Hükümleri yer almaktadır. Bu itibarla anılan sözleşme aynı zamanda
bir tür Uluslararası adli
işbirliğini de ihtiva etmektedir.
II-TEBLİGAT:
-
Kendilerine ülkemizde veya ilgili yabancı devletlerde
tebligat yapılacak Türk
vatandaşı veya yabancı uyruklu şahıslar şüpheli, sanık, hükümlü,
mağdur, müşteki, katılan,
tanık ya da bilirkişi olabilir.
-
Yurtdışı
tebligatın hukuki dayanağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile
Türkiye'nin taraf olduğu ikili
anlaşma veya çok taraflı sözleşmelerin ilgili hükümleri ve sözleşme
bulunmadığı takdirde,
karşılıklılık (mütekabiliyet) prensibidir.
-
Uluslararası sözleşmeler, yardımlaşma isteyen tarafın
adli makamlarınca yapılmış
olan
tebligat taleplerinin, yardımlaşma istenen tarafın kendi mevzuatında
öngörülen şekillere
uygun
olarak yerine getirileceğini öngörmektedir. Mevzuatımızda 7201
sayılı Tebligat
Kanunu'nun 25 ve 25/a maddeleri yabancı ülkelerdeki yabancı uyruklu
şahıslara ve Türk
vatandaşlarına yapılacak tebligat usulünü düzenlemektedir.
-Ceza tebligatı herhangi bir masraf alınmadan yerine getirildiğinden
Maliye veznesine para yatırılması gerekmemektedir.
a) Yabancı Devlette Yabancı Uyruklu Şahsa Tebligat
-
Yabancı devlette yabancı uyruklu şahsa yapılacak tebligata
ilişkin düzenlenecek
Türkçe evrakın, öncelikle ilgili yabancı dile tercümesinin
yaptırılması zorunludur. Muhatabın
bulunduğu ülkeye göre tebligat evrakının tercüme ettirileceği dil ya
da diller genelgemizde
yer
almaktadır.
-
Ayrıca, tebligat evrakı, ilgilinin bulunduğu ülke yetkili
makamına muhatap tebliğ
talepnamesi ile her bir kişi için ayrı ayrı düzenlenmek kaydıyla
tebliğ edilecek adli belgeyi ve
tebellüğ edecek yabancı uyruklu şahsın adı ve soyadı, uyrukluğu,
orijinal yazılışıyla yabancı
ülkedeki açık adresi, mevcutsa onaylı kimlik belgesi veya pasaport
örneğini içermelidir.
b) Yabancı Devlette Türk Vatandaşına Tebligat
- Tebliğ edilecek adli belge, tebellüğ edecek Türk vatandaşının adı ve
soyadı, orijinal
yazılışıyla ilgili yabancı ülkedeki açık adresi, onaylı nüfiıs
kayıt örneği ile birlikte
Uluslararası Hukuk ve Dış
İlişkiler Genel Müdürlüğüne muhatap bir üst yazıyla iletilmelidir.
-
Yabancı devletlerdeki Türk
vatandaşlarına, Tebligat Kanununun 25/a maddesi
uyarınca ilgili devletlerdeki
diplomatik temsilciliklerimiz ve konsolosluklarımız vasıtasıyla
tebligat yapılması
halinde, tebliğ işlemi sırasında yabancı adli makamın
müdahalesi olmayacağından
tercümeye gerek bulunmamaktadır.
İlgili yabancı devletteki T.C. Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesi veya
T.C.
Başkonsolosluğu, tebliğ yapılacak vatandaşımıza 7201 sayılı Tebligat
Kanunun 25/a maddesi
kapsamında tebliğ işlemlerini, o devletin izin verdiği yöntemle
gerçekleştirecektir. Tebliğ
tarihinden itibaren (30) gün içinde Konsolosluğa başvurulmadığı
takdirde, tebligat (30) günün
hitamında yapılmış sayılacaktır. Muhatap, Konsolosluğa başvurduğu
halde tebliğ evrakını
almaktan kaçındığı takdirde, bu hususta düzenlenecek tutanak
tarihinde tebliğ yapılmış
sayılır.
-
Ancak, 25/a maddesi uyarınca
tebligatın yapılamaması veya adli makamlarımızca
doğrudan 25/1'inci maddesi
uyarınca yabancı makamlar aracılığıyla tebligat yapılmasının
talep edilmesi halinde, yukarıda
(a/3) bölümünde belirtilen tebliğ talepnamesi ve tebliği
istenen belgenin tercümesi ile
birlikte gönderilmesi gerekmektedir.
c) Yabancı Devlette Türk Memurlarına ve Askerî Şahıslara Tebligat
-
7201 sayılı Tebligat Kanununun 27'nci maddesinin l'inci fıkrasında,
yabancı bir
devlette resmî bir görevle bulunan büyükelçi, başkonsolos, konsolos,
siyasî memur, idari ve
ticari ataşe gibi Türk memurlarına tebligatın, Dışişleri Bakanlığı
vasıtasıyla yapılacağı; 2'nci
fıkrasında da, yabancı devlette bulunan askerî şahıslara tebligatın
bağlı bulundukları Kara,
Deniz, Hava
Kuvvetleri veya Jandarma Genel Komutanlıkları vasıtasıyla
yapılacağı belirtilmiştir.
-
Yabancı devlette bulunan Türk memurlarına veya askerî
şahıslara, mahkemeler ve
diğer adli makamlarca tebligat, Türk vatandaşlarına yapılan tebligat
usulüne göre yapılacaktır.
Buna
göre, Tebligat Tüzüğüne uygun olarak düzenlenecek tebliğ mazbatalı
zarf içerisine tebliği istenen belgeler konularak, bir takım
olarak ilgili makama iletilmek üzere
Bakanlığımıza gönderilecektir. Ayrıca yabancı dilde tercümesine
gerek bulunmamaktadır.
d) Türkiye'de Bulunan Yabancı Devlet Diplomatik Temsilcilerine Tebligat
-
Türkiye'de yabancı bir devletin
temsilcisi sıfatıyla görevli bulunan büyükelçiler,
elçiler, maslahatgüzarlar,
yabancı elçilik müsteşar ve kâtipleri, elçilik ataşeleri ile bu
görevde bulunanların
eşleri, yanlarında bulunan çocukları ve diğer aile fertlerinin
konsolosluk ilişkileri
çerçevesinde diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıktan yararlanmaları
kabul edilmiştir. Bu
kişilerle ilgili adli makamlarca çıkarılan her türlü tebligat
evrakı, Tebligat Tüzüğü'nün 45'inci maddesinin 4'ncü fıkrası
uyarınca, tebliği çıkaran adli makam tarafından diplomatik kanaldan
Dışişleri Bakanlığı
aracılığı ile ilgili yabancı devlet dış temsilciliğine bir Nota
ekinde iletilmek üzere
Bakanlığımıza gönderilecektir. Bir kimsenin, diplomatik ayrıcalığı
olan yabancılardan
sayılıp sayılmadığı hususunda tereddüt edilmesi halinde
keyfiyetin
Bakanlığımızdan sorulması uygun olacaktır.
II- İSTİNABE:
-
Uluslararası istinabe, bir
devletin yetkili bir adli makamının diğer bir devletin adli
makamı adına yerine getirdiği
işlemler bütünüdür.
-Cezai konularda istinabe;
a)
Şüpheli ve sanıkların ifadelerinin alınması veya sorgularının
yapılması,
b)
Mağdur, müşteki, katılan, tanık ve bilirkişilerin dinlenilmesi,
c)
Bilgi ve delil temini, banka kayıtlan, muhasebe belgeleri, şirket
dosyalan ve ticari
belgeler de dâhil olmak üzere, ilgili belge ve kayıtların
asıllarının veya tasdikli suretlerinin
sağlanması,
d)
Delil
toplamak amacıyla kazançların, malvarlıklarının, araç-gerecin ya da
diğer hususların belirlenmesi
veya izlenmesi,
e)
Delil amaçlı arama ve el koyma, eşya ve yer incelemesi,
f) El koyma ve müsadereye dair yabancı mahkeme kararlannın infazı,
Amaçlan ile talep
edilebilir.
III - ULUSLARAARASI ADLİ YARDIMLAŞMADA DİKKAT EDİLMESİ
GEREKEN HUSUSLAR:
Devletimizin ve Adli Makamlarımızın yurt dışındaki itiban açısından
evrak, yazışma
kurallarına uygun, itinalı ve temiz bir şekilde düzenlenmelidir.
Bu çerçevede;
-
İstinabe evrakının yukanda belirtilen sıraya göre dizi
pusulasına bağlanarak zımba veya iğne kullanılmaksızın, Türkçe
asıllann tamamı üstte, tercümelerin tamamı altta olacak
şekilde telli dosyaya takılmalı,
-
Yabancı kişilere yapılacak tebligat evrakı düzenlenecek
talepname ile birlikte zımba
veya iğne kullanılmadan ve tebliğ mazbatası düzenlenmeksizin dosyaya
takılarak,
Tebligat Kanunu'nun 25/a maddesi uyannca Türk vatandaşlanna
yapılacak tebligatta
düzenlenen tebligat evrakının zımba veya iğne kullanılmadan ve
tebliğ mazbatası
kapatılmaksızın,
Üst yazı ekinde gönderilmesi gerekmektedir.
-
Evrak ve tercümesi A4 (standart) ebatta beyaz kağıda
yazılmalıdır. Saman veya pelür
kağıt ya da arka tarafı daha önce kullanılmış kağıtlar
veya yırtık, lekeli kağıtlar
kullanılmamalıdır. Belirtilen ebatta olmayan, yırtık evrakın
okunaklı bir şekilde fotokopisinin
çekilip, usulüne uygun olarak onaylanmak suretiyle gönderilmesi
gerekmektedir.
-
Evrakta ilgili kişilerin yurtdışı adresleri mutlaka
orijinal haliyle ve mevcutsa posta
kodunu içerecek şekilde yazılmalıdır. Türkçe okunuşu ile yazılan
yabancı adresteki muhatabın bulunması mümkün olamamakta ve istem
yerine getirilmeden iade edilmektedir.
-
Evrakın muhatabı yabancı uyruklu kişi ise, kişinin isim
ve adresinin yazılı olduğu
kimlik ve özellikle pasaport fotokopilerinin mutlaka evraka
eklenmesi gerekmektedir. Rusya
Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, İran İslâm Cumhuriyeti ve Suudi
Arabistan gibi Latin alfabesi kullanmayan devletlerin uyruklan ile
ilgili istemlerde bu esasa uyulmaması halinde
istemin yerine getirilmesi mümkün olamamaktadır.
-
Evraka eklenmesi gereken karar, iddianame, tutanak vb.
belgelerin soruşturma
dosyalarından zımba delikleri yırtılmadan çıkanlmasına özen
gösterilmelidir.
-
Talimatlar ve talepnamelerde, ilgili kanun ve uluslararası
sözleşme isimleri tam
olarak yazılmalıdır. Örneğin, kanun numaralanm belirtmek ya da
CİKAYAS gibi sözleşme
ismini kısaltarak yazmak yeterli olmamaktadır.
-
Talimatlar ve talepnameler, bunu düzenleyenin unvanı,
sicil numarası, isimev
soyadını içermeli, imzalanmalı ve okunaklı olarak mühürlenmelidir.
-
Yurt dışına gönderilecek evrak asılları, suretleri ve
tercümelerinin her sayfası
mutlaka okunaklı şekilde resmî mühürle onaylanıp, onaylayanın
isim, soyadı, unvanı
yazılarak imzalanmak suretiyle gönderilmelidir.
-
Talimatlarda, talebin yerine getirilmesi için kesin tarih
belirtilmemelidir. Zira, evrak
istemi yerine getirecek yabancı adli makama ulaştığında, saptanan
tarihler çoğu zaman geçmiş
olduğundan, istemin yerine getirilmesine gerek kalmadığı
düşüncesiyle yerine getirilmeden
iade
edilmektedir.
-
Tercüme işlemleri, hukuk lisanına vâkıf ve ehil
tercümanlara yaptırılmalı ve ayrıca
çevirinin aslına uygun olduğunu belirten ibarenin tercüme edilen
dilde evraka şerh verilmesi
veya damgalanması sağlanmalıdır. Ehil olmayan
tercümanlara yaptırılan çeviriler
taleplerimizin sonuçsuz kalmasına neden olmaktadır.
-
İstemi yerine getirecek olan yabancı adli makamı
ilgilendirmeyen ve istemin yerine
getirilmesi ile tercümana teslime ilişkin tutanak, sarf karan ve
tercüme için yapılan
yazışmalar, ara kararlan gibi ilgisi bulunmayan evrak Bakanlığımıza
gönderilmemelidir.
-
Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarıyla ilgili olarak
yurtdışına gönderilecek talimat
ve
eklerinin Türkçe nüshalarının ikişer adet olarak gönderilmesi
gerekmektedir.
-
Yabancı devletlerdeki diplomat ve konsoloslanmızın
bulunduklan ülkelerin adli
makamı huzurunda şüpheli veya sanık sıfatıyla ifade vermelerinin,
görevlerinin niteliği
bakımından sakınca doğurabileceği Dışişleri Bakanlığımızca
bildirildiğinden, bu gibi hallerde
söz
konusu meslek mensuplannın yurda geliş tarihleri anılan Bakanlık
aracılığıyla öğrenilip, geldiklerinde ilgili adli makamımıza
başvurmalan kendilerine duyurulmak suretiyle
sorgularının yapılmasının ve savunmalarının
alınmasının uygun olacağı
değerlendirilmektedir.
-
Bakanlığımızda tercüme bürosu bulunmadığından, yabancı
devletlere gönderilecek
olan veya yabancı adli makamlardan alınan evrakın
tercümesi için Bakanlığımıza
başvurulmamalıdır.
-
Aynca; Rüşvet, yabancı kamu görevlilerine rüşvet
(TCK m. 252) ve diğer
yolsuzluğa ilişkin suçlarda
CÎKAYAS ya da ikili anlaşmaların yanı sıra taraf ise,
"Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi"ne (Madde
26), Yolsuzluğa Karşı BM
Sözleşmesi ve "OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu
Görevlilerine Verilen
Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi"ne değinilmelidir.
-"Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Avrupa Sözleşmesi"nin
l'inci
maddesinin 2'nci fıkrası ve ikili adli yardımlaşma anlaşmaları
askeri nitelikli suçlan
kapsamadığından, yargılama yetkisi sivil mahkemelerde bulunan askeri
nitelikli suçlarla ilgili adli yardımlaşma talepleri yerine
getirilmemektedir.
IV - YABANCI DEVLETLERDEN GELEN İSTİNABE TALEPLERİNDE
DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR:
-
Yabancı adli makamın istinabe talebi Türk mevzuatı
hükümlerine göre yerine
getirilecektir. Türk mevzuatı ile bağdaşmayan talepler yerine
getirilemez.
-
Adli yardımlaşma talepnamesinde açıkça belirtmek kaydıyla,
adli yardımlaşma
talebinde bulunan merciler veya şüpheli, sanık, mağdur ve müşteki
gibi ilgili kişiler istinabe
işleminin yerine getirilmesi sırasında hazır bulunmalarına izin
verilmesini talep edebilirler.
Talepte bulunulan adli mercilerin de bu izni vermeleri halinde,
hazır bulunmaya imkân
verecek şekilde belirleyecekleri istinabe işlemi tarihini talepte
bulunan makama bildirmeleri
gerekir. Burada güdülen amaç, özellikle örgütlü ve ekonomik suçlara
ilişkin karmaşık
soruşturmalarda, soruşturma dosyasındaki bilgilerin
tümünün, olayın aydınlatılmasını
sağlayacak tüm sorulann adli yardımlaşma talepnamesine gerektiği
şekilde aktarılması her
zaman
mümkün bulunmadığından, hazır bulunmasına izin verilen yabancı adli
makam
temsilcilerine, istinabe işlemini yerine getiren (talepte bulunulan)
adli makam aracılığıyla ek
sorular yöneltilebilmesine imkân sağlamaktır. Ayrıca, hazır bulunan
yabancı görevli bizzat
kendisi delillerin güvenilirliği ve inandırıcılığı konusunda kanaat
sahibi olabilecektir. Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesinin R(80) 8 sayılı Tavsiye Kararında,
yabancı adli makamların
hazır bulunmaya izin
verilmesi taleplerinin mümkün olduğunca olumlu karşılanması
önerilmekle birlikte, Ceza
İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Avrupa Sözleşmesinde böyle
bir talebin kabulü için
zorunluluk getirilmemiştir.
-
Hazır bulunma talebini de içeren
bir istinabe talebi alındığında, aşağıdaki hususlar
göz önünde tutulmalıdır:
a)
Yabancı görevli ve kişilerin, istinabe işlemi sırasında hazır
bulunmalarına izin
verilmesi olanağından yararlanarak, kendileri tarafından doğrudan
bilgi ve belge sağlamaları
mümkün olmayıp, tüm işlemlerin yetkili makam ve görevlilerimizce
yerine getirilmesi,
b)
İstinabe işlemi sırasında Devletin ve Adli Makamlarımızın itibarının
gözetilmesi,
c)
İstinabe evrakının ve yapılan işlemlere ilişkin tüm belgelerin bir
örneğinin işlem
sonunda Bakanlığımıza gönderilmesi.
-
Türkiye, Ceza İşlerinde
Karşılıklı Adli Yardımlaşma Avrupa Sözleşmesi'ni
(CİKAYAS) imzalarken arama ve
eşyanın zaptını kapsayan talepleri, Sözleşmenin 5'inci
maddesinin l'inci fıkrasının a,
b, c bentlerinde yazılı aşağıdaki şartlara bağlamış olup yetkili
adli makamımız tarafından
adli yardımlaşma talebinin düzenlenmesinde ve yurt dışından
gelen adli yardımlaşma
taleplerinin yerine getirilmesinde;
a)
İstinabeyi gerektiren suçun hem yardımlaşma isteyen hem de
yardımlaşma istenen
tarafın kanunlarına göre cezalandırılabilir bir suç olması,
b)
İstinabeyi
gerektiren suçun, yardımlaşma istenen taraf ülkesinde, suçlunun geri
verilmesine elverişli bir suç
olması,
c)
İstinabenin yerine
getirilmesinin, yardımlaşma istenen tarafın kanunu ile
bağdaşması,
Hususları dikkate alınmalıdır.
V - EL KOYMA VE MÜSADERE KARARLARININ İNFAZI VE
VARLIKLARIN GERİ ALINMASINA İLİŞKİN KARŞILIKLI ADLİ
YARDIMLAŞMA:
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlan (TCK m. 188),
malvarlığı
değerlerinin aklanması suçu (TCK m. 282), örgütlü suçlar ve
yolsuzluk suçlarına ilişkin
soruşturma ve davalarda yurtdışında bulunan malvarlığı değerleri
hakkında verilen el koyma
ve
müsadereye ilişkin kararlar,
"1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelere Karşı BM Sözleşmesi",
"BM Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi"
"Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin Özellikle
Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine ve Durdurulmasına ve
Cezalandırılmasına İlişkin
Protokol",
"Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesine Ek Kara Deniz ve Hava Yolu ile
Göçmen Kaçakçılığına İlişkin Protokol",
"BM Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesi",
"BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi",
"Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele
Geçirilmesi ve El
Konulmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi",
"Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi",
"Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi"
"OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine
Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi",
Çerçevesinde taraf devletlerde infaz ettirilebilir.
- Yolsuzluk suçlarından
elde edilip, yurt dışına çıkarılmış varlıkların geri alınması
istenildiği takdirde, bu alanda
yegane sözleşme olan Yolsuzluğa Karşı BM Sözleşmesi'nin V.
Bölüm 51 ilâ 59. maddeleri
hükümleri çerçevesinde talepte bulunulmalıdır.
*Yabancı adli makamların benzer talepleri de aynı sözleşmeler
çerçevesinde
Ülkemizde yerine getirilir.
Bu
itibarla, yurt dışı bağlantılı ekonomik, malî ve örgütlü suçlarda
şüpheli ve
sanıklarm yurtdışındaki malvarlıklarının araştırılması, tespit
edilerek el konulması ve
müsaderesinin sağlanması için düzenlenecek istinabe talebinin,
CİKAYAS ya da ilgili ikili
anlaşmanın yanı sıra, konusuna göre yukarıda değinilen sözleşme adı
belirtilmek ve hükümleri de dikkate alınmak suretiyle hazırlanması
ve evrakın iki nüsha halinde
Bakanlığımıza iletilmesi gerekmektedir.
VI - KOVUŞTURMALARIN AKTARILMASI
Ceza
İşlerinde Karşılıklı Adlî Yardım Avrupa Sözleşmesi, Ceza
Kovuşturmalarının
Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi veya Yabancı Kamu görevlilerine
Rüşvetin önlenmesi
Sözleşmesi uyarınca;
Haklarında yabancı makamlarca yürütülen kovuşturmanın Türkiye'de
devam
ettirilmesi gereken şahıslar (örneğin, yurt dışında suç işleyip de
ülkemize gelen ve yabancı
ülkeye iadesi mümkün olmayan Türk vatandaşları) hakkında
-
Yabancı ülke makamları tarafından yapılan suç ihbarlarının
değerlendirilerek ilgili
Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmesi,
-
Adlî makamlarımızdan vakî olan aynı nitelikteki
taleplerin yabancı ülke makamlarına
iletilmesi gerekmektedir
Yine; Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin önlenmesi Sözleşmesinin
10.
maddesinde,
"Bu
suçtan dolayı iade talebini sanığın vatandaşlığı sebebiyle reddeden
Taraf, kovuşturmayı yetkili makamlarına tevdi etmelidir" hükmü
itibarıyla anılan sözleşmenin kovuşturmaların aktarılmasına yönelik
düzenlemeler de içerdiği görülmektedir.
VII - CEZALARIN İNFAZI
Yurt
dışında suç işleyip yargılaması yapıldıktan sonra cezası infaz
edilmeksizin
Türkiye'ye kaçmış bulunan vatandaşlarımız hakkındaki cezanın infazı
konusunda da değerlendirme
yapılarak gerekli bilgiler yabancı makamlardan temin edilerek
cezanın infazı için Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletilmektedir.
Bu
konudaki en önemli Sözleşme "Ceza Yargılarının Uluslararası Değerine
ilişkin
Avrupa Sözleşmesi"dir
VII
- SUÇLULARIN GERİ VERİLMESİ
-
Geri verme (iade), bir devletin ülkesinde bulunan bir
bireyi, yargılanması ya da
cezasının infazı için diğer bir devlete teslim etmesine imkân veren
hukuki bir işlemdir.
-
İç mevzuatımızda geri vermeye ilişkin kaynaklan, 1982
Anayasasının 38'inci
maddesinin son fıkrası, değişik devletlerle yapılmış ikili
anlaşmalar, "Suçluların İadesine Dair
Avrupa Sözleşmesi" (SİDAS), bu Sözleşmeye Ek 2'inci Protokol ve
uyuşturucu maddeler,
kara
para aklama, smıraşan örgütlü suçlar, yolsuzluk ve terörizmle
mücadele bağlamında
uluslararası kuruluşlar bünyesinde hazırlanan çok taraflı bazı
sözleşmelerdeki geri vermeye
dair
hükümler ve geri vermeyi düzenleyen TCK'nün 18'hiçi maddesi
oluşturmaktadır.
Anayasamızın 38'inci maddesi, Uluslararası Ceza Divanı'na taraf
olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaşın suç
sebebiyle geri verilemeyeceği hükmünü
getirirken, TCK'nün 18'inci maddesi hangi suçların geri vermeye konu
teşkil etmeyeceğine,
yetkili ve görevli mahkemenin hangisi olduğuna, geçici tutuklamaya,
geri vermede özellik kuralına ve geri vermeye nihaî olarak karar
verecek makama ilişkin hükümler içermektedir.
Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesinin 10.
maddesindeki "Bu suç iadeyi konu bir suç olarak addedilir. Bu
sözleşme iade için hukukî temel olarak kabul edilebilecektir. Taraf
devletler, bu suçtan dolayı vatandaşları hakkında
kovuşturma yapmak veya onları iade etmek için gerekli önlemleri
alırlar. Bu suçtan dolayı iade talebini sanığın vatandaşlığı
sebebiyle reddeden Taraf, kovuşturmayı yetkili makamlarına tevdi
etmelidir." hükmü uyarınca, anılan sözleşme aynı zamanda suçluların
geri verilmesi için hukuki temel olarak kabul edilecektir.
1
- Türkiye1 nin talep eden devlet olması:
-
İlgili sözleşme hükümlerinin incelenmesinden sonra, yabancı Devlet
yetkili adli makamına hitaben, soruşturma ve infaz
aşamasında ilgili Cumhuriyet başsavcılığı, kovuşturma
aşamasında ise mahkemesince düzenlenecek iade talepnamesinde:
a) Fiilin işlendiği yer ve zaman, müsnet fiilin nasıl ve hangi
vasıtalar kullanılarak işlendiği, fiilin ihlâl ettiği kanun hükmü
veya hükümleri de belirtilmek suretiyle hukuki tavsifi içine alacak
şekilde iadeye esas suçun ayrıntılı izahı,
b) Talepname tarihine kadar gerçekleştirilen adli işlemlerin neler
olduğu,
c) Durma ve kesilme sebepleri de dikkate alınarak, dava veya
ceza zamanaşımının sona ereceği tarih (TCK'nun 66, 67, 68, 71 ve
72'nci maddeleri),
d) İadesi talep edilenin, nüfusa kayıtlı olduğu yer de dâhil, açık
kimlik bilgileri ve eşkâli,
e) Bulunduğu veya ikamet ettiği yabancı ülkedeki açık adresi,
f) Tutuklama kararını veren mahkeme, tutuklama kararının ve
müzekkeresinin tarih ve sayısı (5271 sayılı CMK'nun 248/5,100 ve
101'inci maddeleri),
g)
Hükümlü iadesi talep ediliyorsa, şartla ve bihakkın tahliye
tarihlerini içeren ve infazı gereken ceza miktarım gösteren
müddetname ile yakalama müzekkeresini çıkartan adli
makamın adı ve yakalama müzekkeresinin tarih ve sayısı,
h) İade talebine esas sözleşmenin tam ismi, Yer almalıdır.
-
İadesi talep edilenin sanık veya hükümlü olması dikkate alınmak
suretiyle bu talepnameye:
a) İddianame veya mahkûmiyet karan,
b) Müddetname,
c) Yakalama müzekkeresi veya tutuklama karan,
d)
Suça uygulanan veya uygulanacak kanun madde metinleri (dava veya
ceza zamanaşımı ile ilgili olanlar dâhil),
e) Kimliği ve uyrukluğu teşhiste yardımcı olacak nüfus kaydı,
pasaport ve kırmızı bülten,
f) Mevcutsa parmak izi formu ve fotoğraflı eşkâl tanımlama
tutanağının onaylı örnekleri ile fotoğraflar,
Eklenerek üç takım olarak düzenlenecek iade evrakının Bakanlığımıza
iletilmesi gerekmektedir.
- İade talepnamesi ve eklerinin yabancı dile tercüme ettirileceği
göz önüne alınarak, tercümenin açık ve anlaşılır olması için iade
evrakında uzun cümle ve paragraflardan kaçınılmalı, mümkün olduğu
kadar sade ve öz ifadelere yer verilmelidir.
- İade evrakı bilahare hukuk diline vâkıf bir tercüman vasıtasıyla
iade istenilen devletin talep ettiği dil veya dillerden birine
tercüme ettirilmelidir.
2
- Türkiye' nin talep edilen devlet olması:
- Yabancı Devlet yetkili adli makamınca ilgili ikili anlaşma veya
çok taraflı sözleşme
kapsamında düzenlenen ve söz konusu sözleşmede öngörülen yoldan
merkezî makam olarak Bakanlığımıza iletilen iade talepnamesi ve eki
evrak, Bakanlığımızda sözleşmeye uygunluk denetimi yapıldıktan
sonra, Türk Ceza Kanunu'nun 18'inci maddesi 4'üncü fıkrasına göre kanunî
gereğinin takdiri yönünden geri verilmesi talep edilen kişinin
bulunduğu yer Cumhuriyet başsavcılığına iletilmektedir.
3 - İade evrakının
alınmasından önceki aşamada geçici tutuklama;
a)
Geri verme amacıyla geçici tutuklama, uluslararası düzeyde
aranan kişinin
yakalanmasından iade işleminin sonuçlanmasına kadar tutuklu
bulundurulduğu süreci içeren
bir
tedbirdir. Geri verme amacıyla tutuklamada birinci aşama; iade
amacıyla yakalamadan,
iade evrakının, iade talebinde bulunulan ülkenin yetkili makamına
ulaştırılmasına kadar olan
safhadır. Kendisinden iade talep edilen tarafın yetkili makamları bu
talep hakkında kendi
mevzuatına göre karar verecektir. Burada amaç, iade konusunda
sağlıklı bir inceleme ve
değerlendirme yapılabilmesi için iade evrakı alınıncaya kadar,
aranan kişinin kaçmasının
önlenmesidir.
b)
Geçici tutuklama süreleri ikili anlaşmalarda ve "Suçluların İadesine
Dair Avrupa
Sözleşmesi"nin (SİDAS) 16'ncı maddesinin 4 ve 5'inci fıkralarında
düzenlenmiştir. SİDAS'a
göre
tutuklamayı takip eden 18 günlük süre zarfında talep edilen tarafa
iade evrakı
gönderilmezse, iadesi talep edilen şahıs serbest bırakılabilecek, 40
günün sonunda ise, kesin
olarak serbest bırakılacaktır. Ancak istisnaen şahsın kaçmasına
engel olacak önlemlerin alınması şartıyla, geçici salıverme her
zaman mümkündür. İade talebinin ulaşmaması
nedeniyle serbest bırakılan kişi, iade talebinin
sonradan gelmesi halinde yeniden
tutuklanabilir.
c)
İade evrakının alınmasından önceki aşamada, konuya ilişkin
Sözleşmenin ilgili
hükmü incelenmeli, eğer bu aşamada zorunlu olarak geçici tutuklama
öngörülmüşse, derhal
görevli mahkemeden sözleşmede öngörülen süre kadar tutuklama karan
verilmesi için talepte
bulunulmalı ve işlem sonucu Bakanlığımıza bildirilmelidir. Eğer,
kişinin iadesini isteyen
Devlet, mahkeme kararındaki tutuklama süresi içinde, iade evrakının
çok kapsamlı olması,
tercüme işleminin zaman alması gibi makul nedenlerle, iade evrakını
bu süre zarfında
iletemeyeceğini bildirip, önleyici tutuklama süresinin uzatılması
talebinde bulunursa ve bu
talep yapılan ön incelemede Bakanlıkça uygun görülürse, Sözleşmede
de bu sürenin
uzatılmasının açıkça öngörülmesi halinde, önleyici geçici tutuklanıa
süresi, ilk tutuklama süresindeki işlemler tekrarlanarak
uzatılabilir. Ancak ilgili Sözleşmede öngörülmemişse,
önleyici tutuklama süresi uzatılamaz. Bu durumda, ilk aşamada
verilen kararda tespit edilen
süre
sonunda iade evrakı alınmamışsa, kişi serbest bırakılmalıdır.
d)
Eğer
ilgili Sözleşmede geçici tutuklama zorunlu olarak öngörülmemişse, bu
takdirde, aranan kişinin kaçmasını önleyici tedbirler alınarak iade
işlemleri CMK'nda
öngörülen tutuklama dışındaki koruma önlemleri ile sürdürülebilir.
Burada dikkat edilmesi
gereken husus şahsın kaçmasını önleyici tedbirlerin etkinliğidir.
e)
İlgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca iade amacıyla geçici tutuklama
işlemlerinde evrak sürekli izlemeye alınmalı ve tutuklama süresinin
bitmesine l gün kala iade evrakının
ulaştığına dair herhangi bir bilgi alınmamışsa, Bakanlığımızdan
tutukluluğun devam ettirilip
ettirilmeyeceği konusunda derhal bilgi istenmelidir. Eğer bu süre
hafta sonu veya diğer tatil
günlerine rastlıyorsa, bu işlem tatilin başlangıcından l gün önce
yapılmalıdır.
f)
Bir yabancı Devletin adli makamlarınca arandığından
bahisle, kolluk tarafından
yetkili Cumhuriyet başsavcılığına sevk edilen yabancı uyruklu
kişinin iadesinin talep edilip
edilmediği derhal Bakanlığımızdan sorulmalıdır. İadesinin
istenildiği bildirilen yabancı
uyruklu kişi Cumhuriyet başsavcılığınca geçici tutuklama talebiyle
yetkili Mahkemeye sevk
edilmelidir.
g)
Geçici tutuklama kararında
yakalananın tutuklu kalacağı süre muhakkak
belirtilmelidir.
h)
Geri verme amacıyla tutuklanması talep edilen şahıs tutuklandığı
takdirde, ilgili sözleşme
hükmüne göre talep eden Devlet yetkili makamına bildirilmek üzere,
tutuklanma
tarihinin ve ilgili Sözleşmeye göre
geçici tutuklama süresinin en seri şekilde Bakanlığımıza
iletilmesi gerekmektedir.
4- İade evrakının alınmasından sonraki aşama;
a)
Geri verme sürecinde ikinci aşama
ise, iade evrakı alındıktan, yani iade evrakı, iade
talebinde bulunan Devlet tarafından,
kendisinden iade talebinde bulunulan Devletin yetkili
makamlanna iletilmesinden sonraki
aşamadır. Bu aşamanın başında, talep bütün unsurlanyla
incelenmekte ve konuya ilişkin
uluslararası sözleşme hükümleri ve talepte bulunulan Devletin
mevzuatı çerçevesinde, iade talebinin
yerine getirilebileceği kanaatine vanldığı takdirde,
keyfiyet yetkili makamların
takdirine sunulmaktadır.
İade
evrakının alınmasından sonraki aşamada, iade evrakı ilgili Sözleşmede
öngörülen şeklî şartlara ve esaslara uygunsa, kural olarak, iade
amacıyla geçici tutuklama, iade işlemleri sonuçlanıncaya kadar devam
etmelidir.
b)
İade işlemleri sonuçlanıncaya kadar
geri verilmesi talep edilen kişinin tutukluluk
durumu CMK'nun 108'inci maddesi
gereğince gözden geçirilerek Bakanlığımıza düzenli
olarak bilgi verilmelidir.
5 - Geri verme taleplerinde dikkat edilecek hususlar:
a)
Terör suçları:
Bu
suçlann faillerinin iadeleri talep edilirken, Birleşmiş Milletler
Güvenlik
Konseyinin terörizme karşı mücadelede adli makamlar arasında
uluslararası
işbirliğinin önemini vurgulayan üye devletleri bağlayıcı 1373 (2001)
sayılı karanna, taraf ise,
"Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler
Sözleşmesine", "Suçlulann
İadesine
Dair Avrupa Sözleşmesi"ne (SİDAS) göre yapılan taleplerde ise
"Tedhişçiliğin
Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi"ne de değinilmesi ve iade talebimizin
siyasî suç
gerekçesiyle reddedilmemesini teminen, ilgili Sözleşmeler kapsamında,
iade talepnamesinde
talebin
haklılığını gösteren somut maddî eylemler ve hukuki esasların tatmin
edici biçimde
ayrıntılı olarak açıklanması büyük önem taşımaktadır.
b)
İnsan hakları:
İadeye
konu şahsın iade sürecindeki talepleri kapsamında,
suçluların iadesi konusunun; insan haklan yönünden "Avrupa İnsan Haklan
Sözleşmesi",
mültecilik statüsü yönünden de 1951 tarihli "Mültecilerin Hukuki
Statüsüne Dair Birleşmiş
Milletler Sözleşmesi"yle ilgili olduğu hususunun göz önünde tutulması
gerekmektedir.
c)
Pasaport ve kişisel eşyaların teslimi:
Yabancı uyruklu sanık veya hükümlünün
talep
eden Devlete iadesi Bakanlar Kurulu'nca uygun görüldüğü takdirde, iade
amacıyla
geçici
tutukluluk süresini gösteren belge ve pasaport ile kişisel eşyalarının,
fiilen teslimi
sırasında şahsı teslim alan yabancı Devlet görevlilerine teslim edilmesi
zorunludur.
d)
Özellik
kuralı:
Geri
verme hâlinde, kişi ancak geri verme karanna dayanak teşkil
eden
suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkûm olduğu ceza infaz edilebilir
(TCK m.
18/8).
Bu ilke "özellik" veya "hususîlik" kuralı olarak adlandınlır. Ancak,
geri verme
kapsamında bulunmayan suç için yargılama yapılmasına veya verilmiş olan
cezanın infazına suçluyu geri veren devletin muvafakat vermesi halinde
bu kural etkisini kaybeder. Böyle bir
durumda
ilgili adli makamın muvafakat talebinde bulunması gereklidir. Özellik
kuralının
kişiye
sağladığı koruma, süre ile sınırlıdır. (SİDAS' a göre 45 gün)
Dolayısıyla geri verilen
kişinin,
serbest bırakılmasından sonra sözleşmelerde belirlenen bir süre içinde
kendi iradesi
dışında
bir engelleme olmaması kaydıyla, onu teslim almış devlet ülkesini terk
etmemesi veya
terk
ettikten sonra geri dönmesi halinde bu kural işlemeyecektir.
OECD RÜŞVET MÜCADELE KONULU SEMİNER ANLATIM METNİ
KONU : Türk Adalet Sisteminde Suçtan
Kaynaklanın Mal
Varlıklarının
Müsaderesi ve Elkoyma
Öncelikle müsadere ve elkoymanın tanımlarını yapacak olursak şöyle
tanımlayabiliriz.
Müsadere,
bir
kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın
devlet tarafından elinden alınması olarak tanımlanmaktadır.
Elkoyma
ise, bir eşya üzerindeki tasarruf yetkisinin zilyedinin
rızası dışında kaldırılmasıdır. Başka
bir ifadeyle, ispat vasıtalarından olup ta ceza muhakemesinde maddi
gerçeğin ortaya çıkartılması bakımından faydalı görülen veya
müsadereye tabi bulunan eşyanın
zilyedinin rızası olmaksızın adliyenin eli altında bulundurulmasıdır.
Şimdiye
kadar genellikle bu tanım kullanılmıştır. Ancak bize göre CMK'nun 128.
maddesi göz önüne alındığında elkoyma, sadece tasarruf yetkisinin
kaldırılmasını değil aynı
zamanda
sınırlandırılmasını da kapsamına almaktadır.
1982 ANAYASASINDAKİ DÜZENLEME
mülkiyet konusu Anayasamızın mülkiyet hakkı
kenar başlıklı 35. maddesinde
düzenlenmiştir.
Buna
göre;
Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yaran amacıyla, kanunla sınırlanabilir diyerek
kamu otoritesine yani
bu hakkı kullandırana yüklenen görevi belirtmektedir.
Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilerek bireye ve
tüzel kişilere yani bu hakkı
kullananlara yüklenen görevi belirtmektedir.
AİHS VE AİHM İÇTİHATLARI
Mülkiyet hakkı, AİHS'ne 20 Mart 1952 tarihli protokol ile eklenmiştir.
Bu protokol 18
mayıs
1954 tarihinde Türkiye tarafından onaylanmıştır. Söz konusu hüküm
mülkiyetin
korunması kenar başlığı altında düzenlenmiştir ve şöyledir.
Her
gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı
gösterilmesini isteme
hakkı
olduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada
öngörülen
koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal
ve
mülkünden
yoksun
bırakılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi
de mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerle ilgili kararlarında, öncelikle
devletlerin mülkiyet hakkına müdahale konusunda bir takdir haklarının
olduğunu kabul etmektedir. Hangi uygulamanın kamu yaran oluşturduğunun
tespiti
konusunda yerel makamların daha isabetli belirlemeler yapabileceğini
vurgulamaktadır.
Bununla
birlikte mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde de bazı koşulların
varlığını ısrarla
denetlemektedir.
Mahkeme mülkiyet hakkı ihlaline ilişkin
başvurulan incelerken bu müdahalenin;
-
Kamu
yararına hizmet edip etmediğini
-
Yasada düzenlenen koşullara uygun olup olmadığını,
-
Orantılı
olup olmadığını
her somut olay bakımından ayrı ayrı incelemektedir.
Türk mevzuatında yer alan düzenlemelerin
hazırlanması aşamasında bu ilkeler göz önüne
alınmıştır.
TÜRK CEZA KANUNUNDAKİ DÜZENLEMELER
5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununda müsadere konusunda
önemli hükümlere
yer
verilmiş ve özellikle suç gelirlerinin müsaderesi ve değer bazlı
müsadere açısından
eksiklikler giderilmiştir.
Yapılan yeni düzenleme ile getirilen temel değişiklik, müsaderenin
hukuki
niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğunun kabul edilmesidir. İşte bu
nedenledir ki; müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu
olmakla birlikte, bu suçtan
dolayı
bir kimsenin cezaya mahkum edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suç
işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşya, bunu kullanan fail çocuk veya
akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılmasa dahi, müsaderesine
hükmedilecektir.
Türk Ceza Kanununda, bireylerin
mülkiyet hakkına devlet organları tarafından müdahale edilmesi ve
sınırlamalar getirilmesine yetki veren düzenlemeler 54 ve 55 inci
maddelerinde
yer
almaktadır. 54. maddede eşya müsaderesi, 55. maddede ise kazanç
müsaderesi
düzenlenmektedir.
Eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddenin 1. fıkrasına
göre,
İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak
koşuluyla,
1-
kasıtlı
bir suçun işlenmesinde kullanılan veya
2-
kasıtlı
bir suçun işlenmesine tahsis edilen ya da
3- kasıtlı bir suçtan
meydana gelen eşyanın
müsaderesine hükmolunacağı
belirtilmiştir.
Birinci
fıkrada müsadere için mahkumiyet koşulunun aranmamasının uygulama da
keyfiliğe yol açacağı ifade edilmiştir. Nitekim
'Uyuşturucu madde naklinde kullanıldığı saptanamayan aracın
iadesi yerine
müsaderesine karar verilmesi'(10.CD.16.11.2006)
'Suça
konu elektrik sayacının sahibi olan sanığa iadesi yerine, zoralımına
karar
verilmesi"( 6 CD 25.1.2007 ),
'Yasal
olanak bulunmadığı halde ... plakalı araca ait trafik ve tescil belgesi,
sigorta poliçesi ve emisyon ruhsatının müsaderesine karar verilmesi'(
10.CD. 1.2.2007 ),
'Yakalandığında sanığın üzerinde ele geçen ve emanete alınan bıçağın,
yağma
suçunun
işlenmesinde kullanılmadığı halde zoralımına karar verilmesi'(6 CD
10.5.2007),
Yargıtay
10. CD. televizyon içine saklanarak uyuşturucu madde satılması olayında
televizyonun müsaderesine karar veren yerel mahkeme kararını
"televizyonun suçta kullanılan
eşya olmayıp kamufle aracı olarak kullanılmış olduğundan, suça konu
uyuşturucunun başka
şekilde paketlenerek satılması olanaklı bulunduğundan"
bahisle bozmuş ancak uyuşturucu
madde
imalathanesi olarak kullanılan çiftliğin müsaderesine dair karan
onamıştır.
Yargıtay l.Ceza Dairesi, kasten öndeki otomobile çarparak öldürmeye
kalkışma
suçundan
mahkum edilen sanığa ait kamyonun müsadere edilemeyeceğine karar vermek
suretiyle somut olayda kamyonu 'suçta kullanılan eşya 'olarak kabul
etmemiştir.
Suçta
kullanılan aracın iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla
müsaderesine
karar
verilebileceği nazara alınarak kayıt malikinin bu konuda dinlenmesi
gerektiğinin
düşünülmemesi'C 5.CD, 2007/2463- 2007/3583),
Zoralımına karar verilen aracın sanık tarafından kullanıldığı ve suça
konu uyuşturucu maddenin bulunduğu gizli bölmenin sonradan yapıldığı,
aracın gerçekte sanığa ait olduğu ve
kredi
alabilmek için kardeşi olan Y. adına tescil edildiği, böylece Y.'nın
iyiniyetli olmadığı,
başka
bir ifade ile bu suçta kullanılmasında kusuru bulunduğu
'(10.CD.2006/12429-13820 )
Suçta
kullanılan ve yedieminde bulunan aracın müdahil F.K adına ruhsatlı olup,
sanık
T.A'm
bu araçta şoför olarak çalıştığı ve müdahilin bilgisi olmaksızın
göçmenleri taşıdığı anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nın 54.maddesi
uyarınca aracın ruhsat sahibine iadesi yerine yazılı şekilde zoralım
karan verilmesi' (8 CD ,5.4.2007 2006/5415-2007/2861)
Henüz
suçta kullanılmamış ancak kullanılmak üzere hazırlanmış eşya salt bu
nedenle
müsadere edilemeyecek ancak; kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel
ahlak açısından
tehlikeli olması durumunda müsaderesi olanaklı olacaktır.
Nitekim
bu konuda "Suç yerinde yakalanan sanığa ait araca, henüz suça konu orman
envalinin yüklenmemiş olduğu oluşa uygun olarak kabul edildiği, bu
haliyle aracın henüz
suçta
kullanılmadığı anlaşıldığı halde, suçta ne şekilde kullanıldığı karar
yerinde açıklanıp
tartışılmadan, suçta kullanılmak üzeri getirilip hazırlandığından
bahisle yeterli olmayan
gerekçeyle zoralımına karar verilmesi' (Y 6 CD 1857, 20.1.2007)
Şeklinde
Yargıtay ilgili ceza dairelerinin kararlan mevcuttur.
Eşya
müsaderesini düzenleyen 54. maddenin ikinci fıkrasında ise, ikame
değerin
müsaderesi
düzenlenmiştir. Buna göre, birinci fıkra kapsamına giren eşyanın,
1-
ortadan
kaldırılması,
2-
elden
çıkarılması,
3-
tüketilmesi veya
4-
müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde;
bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir.
Ara karar ile sanık A.E.adına kayıtlı taşınmaz
üzerine satılamaz şerhi konulduğundan bahisle
54.
madde gereğince müsadere karan verilmiş ise de: dosya içeriğine göre
satılamaz şerhi
konulmasına ilişkin kararın yerine getirilmemiş olmasına göre: bu
taşınmazın müsaderesi
konusunda 5237 sayılı TCK'nın 54.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
taşınmazın değeri kadar
para
tutarının müsaderesine karar verileceğinin gözetilmemesi'( Y.
10.CD,22.6.2006 tarih
2006/5364-84979),
Eşya
müsaderesini düzenleyen 54. maddenin üçüncü fıkrada ise gerekmesi
halinde
müsadereden vazgeçilebilmesi
konusunda hakime takdir hakkı verilmektedir. Buna göre,
suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin
1-
işlenen
suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve
2-
bu
nedenle hakkaniyete aykırı olacağı
anlaşıldığında, müsadere karan verilmeyebilecektir.
Burada orantılılık kuralı getirilmiş bulunmaktadır.
'Ele
geçirilen uyuşturucu madde miktarına göre taşınmazın oransal değerinin
tesbiti yapılmadan eksik soruşturmaya dayalı olarak müsaderesine karan
verilmesi'(10. CD
2006/5364-2006/8497 )
13.11.1999 günlü tutanakta buluşma yerine sanığın suç konusu "2015" adet
kaleşnikof mermisini .... plakalı araçla getirdiğini belirtmiş olması
karşısında: mermi sayısı itibariyle araçsız naklinin de mümkün
olmayacağı göz önüne alındığında, aracın zoralımında
isabetsizlik görülmediğinden'( 8 CD 17.1.2002,2001/7540-2002/250)
Maddenin
4. fıkrasında her zaman müsadere edilebilecek eşyalar
sayılmıştır, buna göre, "üretimi, bulundurulması, kullanılması,
taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın
müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır.
Olay
yeri tesbit tutanağı ve aynı tarihli el koyma tutanağından 'kova içinde
yapraklan
kopmuş
hint kenevirine ' el konulduğunun anlaşılması karşısında: bulundurulması
suç teşkil
etmeyen
hint keneviri bitkisi tohumlarının müsaderesine karar verilmesi'( Y
IO.CD.,28.11.2006 2006/3886-13393)
'Dava
konusu, namlusu kısaltılmış av tüfeğinin bulundurulması ya da taşınması
suç
oluşturacağı cihetle, zoralımı gerekirken yönetime teslimine karar
verilmesi'( Y 8 CD )
'Suça
konu bulundurma ruhsatlı tabanca üzerindeki numaraların sanık tarafından
değiştirildiği tesbit edilemediği gerekçesi ile beraat hükmü kurulmuş
olmasına göre gereğinin takdir ve ifası için silahın yönetime teslimi
yerine yazılı biçimde zoralımına karar verilmesi'(
Y8CD)
Maddenin beşinci fıkrada
kısmi müsadere düzenlenmiştir. Buna göre, bir şeyin
sadece bazı kısımlarının müsaderesi
gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı
ayırmak olanaklı ise, sadece bu
kısmın müsaderesine karar verileceği belirtilmiştir."
Örneğin suçta kullanılan TIR
çekicisi iyiniyetli üçüncü kişiye, dorse sanığa aitse
sadece dorse müsadere edilecektir.
Maddenin
altıncı ve son fıkrasında ise, payın müsaderesi hüküm altına
alınmıştır.
Buna
göre, birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece
suça iştirak eden
kişinin
payının müsaderesine hükmolunacağı ifade edilmiştir.
Örneğin
iki kişinin ortak olduğu bir otomobili paydaşlardan sadece birisi
uyuşturucu
madde
naklinde kullandı ise aracın sadece yansı müsadere edilecek, araç yasaya
uygun olarak
satılacak bedelin yansı devlete yansı iyi niyetli paydaşa ödenecektir.
55. maddede ise Kazanç müsaderesi düzenlenmektedir. Buna
göre;
-
Suçun
işlenmesi ile elde edilen veya
-
Suçun konusunu oluşturan ya d
-
Suçun işlenmesi için sağlanan
-
Maddî menfaatler ile
-
Bu maddi menfaatlerin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan veya
-
bu maddi menfaatlerin dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan
ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir
Bu fıkra
hükmüne göre müsadere karan verilebilmesi için maddî menfaatin suçun
mağduruna iade edilememesi
gerekir. Elde edilen kazanç suçun mağduruna iade edilmişse
bu
kazancın müsaderesi söz konusu olmayacaktır.
5237
sayılı TCY'nın 55.maddesinde, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesini
önlemek için etkin bir yaptırım olarak kazanç müsaderesine ilişkin
düzenlemeye yer
verilmiştir. Suç işlemek suretiyle elde edilen veya suçun konusunu
oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi yararlar ile
bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi
sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar
verilebilecektir. Böylece
kazanç müsaderesi kara para aklama, uyuşturucu veya uyancı
madde ticareti, dolandırıcılık,
zimmet, kaçakçılık ihaleye fesat karıştırma
gibi ekonomik çıkar elde temek amacıyla işlenen
suçlan önlemede etkin bir yaptırım
olacaktır. 55. madde de 54. maddeden farklı olarak 'iyi
niyetli
üçüncü kişi' den söz edilmemiş, ancak madde gerekçesinde 'bu hükmün
uygulanmasında mağdurun veya iyi niyetli üçüncü kişilerin haklan
korunacak, bunlara ait
maddi
değerler kazanç müsaderesine tabi tutulamayacaktır' ifadesi yer
almıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise karşılık değerin müsaderesi
düzenlenmektedir. Buna
göre,
müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere el konulamadığı veya
bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığım
oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
Kazanç müsaderesinde kaim
değer müsaderesi olanaklıdır. Buna göre ekonomik
değerin harcama, imha, tüketme gibi
davranışlarla müsaderenin mümkün olmaması halinde karşılığı para
tutarının müsaderesine karar verilecektir.
Mahkûmiyetine karar verilen sanık A.B'nın zimmetine geçirdiği maddi
menfaatin 55. madde uyarınca müsaderesine karar verilmemesi, (5 CD
2006/7- 2006/3357)
Zimmet
konusu sanık tarafından ödendiği halde 5237 Sayılı Yasanın 55.maddesine
göre ayrıca kazanç müsaderesine karar verilmesi, Sanığın 7.761.000.000
TL yi ödemediği
anlaşıldığından bunun karşılığı olan değerin 5237 sayılı TCK nün
55.maddesi uyarınca
müsaderesine karar verilmesi gerekirken 5237 sayılı yasada yer almadığı
halde yazılı şekilde
ödenmeyen zimmet miktarının sanıktan tahsiline karar verilmesi, (5 CD
2006/3934-2006/6532,)
Bilirkişi raporunda belirtilen içeriklerine göre alım satımı ve
bulundurulması suç oluşturan müstehcen CD'lerin müsaderesi hususunda
mahkemesince her zaman bir karar
verilmesi mümkün görülmüştür, her bir sanığın zimmetine geçirdiği
ödenmemiş miktarın karşılığını oluşturan değerlerin 55/2.maddesi
uyarınca müsaderesine karar verilmemesi, (Y 5
CD
2006/5174- 2006/4912,)
Sanığın
üzerinde ve evinde ele geçirilen paranın uyuşturucu ticareti yapmaktan
elde
edildiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden ,TCK'nm
55.maddesi uyarınca
müsaderesine karar verilmesi'( Y 10.CD .30.01.2007 2006/13606-2007/693)
TCK'nun 60. maddesinde
ise tüzel kişiler hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri
düzenlenmektedir. 2. fıkraya göre müsadere hükümlerinin yararına işlenen
suçlarda özel
hukuk
tüzel kişileri
hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Bir tüzel kişiye ait eşyanın, tüzel kişiyi temsile yetkili
kimse veya kimseler tarafından bir
suçta kullanılması veya kullanılmak üzere hazırlanması durumunda 5237
sayılı TCY'nın 60.maddesinin
2.fıkrası uyarınca aynı Yasanın 54-55.maddelerine göre müsaderesine
karar verilebilecektir. Ancak 60.maddenin son fıkrasına göre Mahkemenin müsadere
karan vermesi yasanın
öngördüğü hallerde olanaklıdır.
Türk
Ceza Kanununda nelerin, hangi hallerde müsadere edilebileceği
düzenlenmiş OLUP bireylerin mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili usul
hükümleri İLE müsadere ve el
koyma
kararlarının kim tarafından verileceği CMK'DA DÜZENLENMİŞTİR.
Şimdi
CMK'da yer alan düzenlemelere kısaca değinmek istiyorum.
CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDAKİ DÜZENLEMELER
Eşya
veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara el konulması CMK'nun
123.
maddesinde
düzenlenmiştir. Buna göre,
1-
İspat
aracı olarak yararlı görülen ya da
2-
eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan
malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınacağı, yanında bulunduran
kişinin rızasıyla
teslim
etmediği bu tür eşyaya el konulabileceği düzenlenmiştir.
CMK'nun 124. maddesinde,
bu tür eşyayı yanında bulunduran kişinin istem üzerine
bu şeyi
göstermek ve teslim etmekle yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün yerine
getirilmesinden
kaçınılması halinde, o şeyin zilyedi hakkında disiplin hapsine ilişkin
hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak disiplin hapsi
hükmünün, şüpheli veya sanık ya da tanıklıktan çekinebilecekler hakkında
uygulanmayacağı da belirtilmiştir.
CMK'nun
127.
maddesinde ise elkoyma kararını verme yetkisi düzenlenmiştir.
Düzenlemeye göre malvarlığına el
koyma kural olarak hakim kararı ile yapılabilecektir.
Maddenin 1. fıkrasında "Hâkim karan üzerine veya gecikmesinde sakınca
bulunan
hâllerde
Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise
kolluk
amirinin
yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir.
PEKİ
GECİKMESİNDE SAKINCA OLAN HAL NEDİR DİYE SORDUĞUMUZDA
l Haziran 2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanan Adli Kolluk
Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi uyarınca
"gecikmesinde sakınca bulunan hâl", derhâl işlem yapılmadığı takdirde
suçun delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin
saptanamaması ihtimali" olarak tanımlanmıştır.
Maddenin 2. fıkrasında, her
elkoyma işleminden sonra tutanak düzenleneceği ve
kolluk görevlisinin açık kimliğinin
tutanağa kaydedileceği belirtilmiştir.
Maddenin 3. fıkrasında, hâkim karan olmaksızın yapılan elkoyma
işleminin, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı
belirtilmektedir. Yetkili ve görevli hâkimin de kararım, elkoymadan
itibaren kırksekiz saat içinde açıklayacağı, aksi hâlde elkoyma
işleminin kendiliğinden kalkacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddede
elkoyma kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulup başvurulmayacağı
açıkça
belirtilmemiştir.
Ancak
CMK'nun 267. maddesinde "Hâkim kararlan ile kanunun gösterdiği
hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir"
denilmektedir. Bu durumda elkoyma
kararının da hakim karan olması nedeniyle 267. madde hükmü gereğince
itiraza tabidir. Elkoyma
kararından olumsuz etkilenen kişiler, bu karara karşı itiraz yoluna
başvurabilirler. İtiraz yoluna
başvurulabilmesi için elkoyma kararının
doğrudan hakim tarafından verilmesi ile Cumhuriyet
savcısı
tarafından verilen elkoyma emrinin hakim tarafından onaylanması arasında
bir fark
yoktur.
Maddenin
4. fıkrasında zilyedliğinde bulunan eşya veya diğer malvarlığı
değerlerine elkonulan kimsenin, hâkimden her zaman bu konuda bir karar
verilmesini isteyebileceği
öngörülmüştür.
Maddenin 5. fıkrasında ise, elkoyma
işleminin, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin
bildirileceği hüküm altına alınmıştır.
Malvarlığına elkoyma konusunda CMK'nda
yer alan en önemli düzenlemelerden birisi de
128.
maddedir. CMK'nun 128. maddesinde taşınmazlara, haklara ve
alacaklara elkoyma
düzenlenmektedir.
Maddenin l. fıkrasına göre,
1-
Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve
2-
bu
suçlardan elde edildiğine
dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;
a)
Taşınmazlara,
b)Kara,
deniz veya hava ulaşım araçlarına,
c)
Banka
veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba,
d)
Gerçek
veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara,
e)
Kıymetli evraka,
f)
Ortağı
bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına,
g)
Kiralık
kasa mevcutlarına,
h) Diğer malvarlığı değerlerine,
el konulabileceği belirtilmiştir.
Bu
taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya
sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma
işlemi yapılabilecektir.
Ancak 2.
fıkra ile bazı sınırlamalar getirilerek bu hükmün her suçla ilgili
olarak değil sadece maddede sayılan katalog suçlarla ilgili
olarak uygulanmasına imkan verilmiştir.
Maddenin 3-4-5-6 ve 7. fıkralarında hangi tür malvarlığına, nasıl
elkonulacağı
düzenlenmektedir.
Dokuzuncu ve son fıkrasında ise bu madde hükmüne göre elkoymaya ancak
hâkim karar verebilecektir. 127. maddede olduğu gibi,(eşya ve
kazancın muhafaza altına alınması)
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
cumhuriyet savcısının veya savcıya ulaşılamayan
hallerde kolluk amirinin yazılı
emriyle el koyma yapılamayacaktır.
CMK'nda
yer alan bir diğer düzenleme de 131. maddede yer almaktadır.
Burada
elkonulan eşyanın iadesi düzenlenmiştir. Buna göre, "şüpheliye, sanığa
veya üçüncü kişilere
ait
elkonulmuş eşyanın,
1-
soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya
2-
müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması
halinde, re'sen veya istem üzerine
geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme
tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir.
İkinci fıkrasında ise, 128 inci madde
hükümlerine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı
değerlerinin, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil
olarak artık ihtiyaç
bulunmaması halinde, sahibine iade edileceği belirtilmiştir.
CMK'nm 132. maddesinde
elkonulan eşyanın muhafaza edilmesi ve bazı hallerde
elden
çıkarılmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Buna göre, elkonulan eşyanın,
1-
zarara
uğraması veya
2-
değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı
halinde,
hükmün
kesinleşmesinden önce de elden çıkarılabilmesi mümkündür. Elden çıkarma
karan, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde mahkeme
tarafından verilir.
Maddenin
3. fıkrasına göre, elkonulan eşyanın değerinin muhafazası ve zarar
görmemesi için gerekli tedbirler alınacaktır.
Maddenin 5. fıkrasında,
elkonulan eşyanın, bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri
almak ve istendiğinde derhâl iade
edilmek koşuluyla, muhafaza edilmek üzere, şüpheliye,
sanığa veya diğer bir kişiye teslim
edilebilecektir. Bu bırakma, teminat gösterilmesi koşuluna
da bağlanabilecektir.
Maddenin 6. fıkrasında, elkonulan eşyanın, delil olarak saklanmasına
gerek kalmaması
halinde, rayiç değerinin derhâl ödenmesi karşılığında, ilgiliye teslim
edilebilecektir. Bu
durumda
müsadere kararının konusunu, ödenen rayiç değer oluşturacaktır.
CMK'nm 133. maddesinde
el konulan şirketlerin yönetimi için kayyım tayini
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre,
1- suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda
kuvvetli
şüphe sebeplerinin varlığı ve
2-
maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi
için gerekli olması halinde;
soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim
veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle
ilgili
olarak kayyım atayabilecektir.
Atama
kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin
kayyımın
onayına
bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma
verildiği açıkça
belirtilmelidir. Kayyım tayinine ilişkin kararın ilan edilmesi de
şarttır.
Şirket yönetimi için kayyım tayini ancak
kanunda sayılan katalog suçlar için
uygulanabilecektir.
Müsadere
davasında yargılama usulünü düzenleyen maddelere de kısaca değinmek
istiyorum.
CMK'nun
195. maddesinde müsadere davasının sanığın yokluğunda da
devam
edilebileceği belirtilmektedir. CMK'na göre yargılama sırasında kural
olarak sanığın
dinlenmesi ve savunmasının alınması esastır. Çok istisnai bazı
durumlarda sanığın
yokluğunda karar verilebilmektedir. 195. maddesi de bu istisnai
düzenlemelerden birisidir.
Buna
göre, müsadere davasında sanık gelmese bile duruşma yapılabilmesi için,
sanığa mutlaka davetiye gönderilmesi ve gelmese dahi yokluğunda
duruşmanın yapılacağı meşruhatının düşülmesi gerekmektedir. Buna rağmen
gelmezse yokluğunda müsadere
davasına devam edilecektir.
CMK'nun
256 ve devamı maddelerinde ise müsadere usulü düzenlenmektedir.
256.
maddede müsadere
davasına başvuru kuralları düzenlenmektedir. Buna göre,
müsadere karan verilmesi gereken
hâllerde,
1-
kamu
davası açılmamış veya
2-
kamu
davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse;
karar verilmesi için,
a- Cumhuriyet savcısı veya
b- katılan,
davayı görmeye yetkili mahkemeye
başvurabilecektir.
257.
maddeye
göre, müsadere davasında yargılamanın
duruşmalı olarak yapılacağı
belirtilmektedir. Müsadere konusu eşya veya diğer malvarlığı değerleri
üzerinde hakkı olan
kimseler
de duruşmaya çağrılır. Bu kişiler, sanığın sahip olduğu haklan
kullanabilirler. Ancak
çağrıya
uymamaları, işlemin ertelenmesine neden olmaz ve hükmün verilmesini
engellemez.
258.
maddeye
göre, 256 ncı maddeye göre verilecek hükümlere
karşı Cumhuriyet
savcısı,
katılan ve 257 nci maddede belirlenen kişiler için istinaf yolu açıktır.
259. madde de
suç
konusu olmayan eşyanın müsaderesi düzenlenmiştir. Buna göre suç
konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi
bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimi tarafından duruşma
yapılmaksızın karar verilebilecektir.
Müsadereye ilişkin özel kanunlardaki düzenlemelerden 5549 sayılı suç
gelirlerinin aklanmasının önlenmesi ve
3713 sayılı terörle mücadele kanunlarındaki
düzenlemelerden bahsetmek istiyorum
5549 SAYILI KANUNDAKİ DÜZENLEMELER
Suç
Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 17. maddesinde
elkoyma düzenlenmektedir. Buna göre
"(1)
Aklama ve terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair kuvvetli şüphe
bulunan hallerde 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesindeki usûle göre
malvarlığı değerlerine
elkonulabilecektir.
(2)
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da el koyma
karan verebilecektir. Ancak hâkim karan olmaksızın yapılan elkoyma
işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacak, hâkim de
en geç YİRMİDÖRT saat içinde onaylanıp onaylanmamasına karar verecektir.
Onaylanmama halinde Cumhuriyet savcılığının karan
hükümsüz kalacaktır.
Burada
dikkat çeken bir durum bulunmaktadır. CMK'nun 128. maddesinde
taşınmazlara, haklara ve alacaklara elkoyma tedbirinin uygulanmasına sadece hakim karar verebilirken,
aklama ve terörün finansmanı suçu sözkonusu olduğunda gecikmesinde
sakınca bulunan
hallerde savcı da bu kararlan verebilmektedir. Yine CMK'nun 127.
maddesinde (eşya ve kazanç
müsaderesi) gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısının verdiği elkoyma
işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı, yetkili
ve görevli hâkimin de kararını, elkoymadan itibaren KIRKSEKİZ saat
içinde açıklayacağı,
belirtilmişti.
TERÖRLE MÜCADELE KANUNUNDAKİ DÜZENLEMELER
29.06.2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunla, Terörle Mücadele Kanununa
"Terörün
Finansmanı" kenar başlıklı 8. madde eklenmiştir. Buna göre
Her kim
tümüyle veya kısmen terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını
bilerek ve isteyerek fon sağlar veya toplarsa, örgüt üyesi olarak
cezalandırılacağı, Fon, kullanılmamış
olsa
dahi, failin aynı şekilde cezalandırılacağı,
Bu
maddenin birinci fıkrasında geçen fonun; para veya değeri para ile
temsil edilebilen
her
türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine
dönüştürülmesinden hasıl
olan
menfaat ve değeri ifade edeceği, hüküm altına alınmıştır.
Bu madde
uyarınca terörün finansmanında kullanılan fonlar hakkında 5549 sayılı
kanunun 17. maddesi yollamasıyla CMK'nun 128. maddesi hükümlerine göre
elkoyma
gerçekleştirilebilecektir.
3628
sayılı MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET
VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU:
Zor alım başlıklı 14. maddesinde: "Haksız
edinilmiş olan malların zoralımına hükmolunur. Bu malların elde
edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme konusu teşkil
etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız
edinilen değere eşit
bedelinin hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında
Kanun Hükümlerine göre tahsil olunur." hükmü yer almaktadır.
ULUSLARARASI TİCARÎ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU
GÖREVLİLERİNE
RÜŞVET VERİLMESİNİN ÖNLENMESİ
I.
ULUSLARARASI ALANDA YOLSUZLUKLA MÜCADELE
Uluslararası alanda yolsuzlukla
mücadelede Mali Eylem Görev Gücü (FATF), Yolsuzluğa
Karşı
Devletler Grubu (GRECO) ve OECD bünyesinde kurulan Uluslararası Ticari
İşlemlerde
Yabancı
Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Çalışma Gurubu büyük
önem
taşımaktadır.
Mali Eylem Görev Gücü (FATF); 1989 yılında
karaparanın aklanmasının uluslararası alanda
önlenmesi için G-7 ülkeleri tarafından
kurulmuştur. 34 üyesi bulunan bu oluşuma Türkiye
1991 yılında üye olmuştur. FATF,
karaparanın aklanması ve terörizmin finansmanın
önlenmesi ve bu suçlarla mücadelede
standartların oluşturulması için hazırlanan tavsiye
kararlan
doğrultusunda üye ülkelerde gerekli değerlendirmeleri
gerçekleştirmektedir.
Ülkemiz,
karapara aklama ile terörizmin finansmanı ile mücadeleye ilişkin FATF'ın
tüm
ülkelere
muhatap 40 tavsiyesini konu alan III. Tur Değerlendirme sürecinden
geçmektedir. Bakanlığımız MASAK koordinasyonunda yürütülen bu
değerlendirme sürecine aktif olarak
katkı
sağlamaktadır.
Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO); 1998 yılında Avrupa
Konseyi nezdinde kurulmuş bir izleme
mekanizmasıdır. Türkiye bu guruba 2004 yılında üye olmuştur. Üye
ülkeler yolsuzlukla mücadele
sistemlerinin güçlendirilmesi yönünde değerlendirmeye tabi tutulmakta ve
üye ülkelerdeki reformların uygulanmasına katkı sağlanmaktadır.
Yolsuzlukla mücadele alanında
esnek ve etkin bir denetim mekanizması olan GRECO'nün amacı da,
üyelerinin yolsuzlukla mücadele
sistemlerinin gözlenmesi ve bu yolda kapasitelerinin
artırılmasına yardımcı olmaktır.
İnceleme kapsamına giren konularda 21 tavsiye içeren
Ülkemizin I. ve II. Aşama Değerlendirme raporuna ilişkin uyum raporu, 31
Mart - 4 Nisan 2008 tarihleri
arasındaki 37. GRECO Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir.
Bu bölümde; asıl konumuzu oluşturan Uluslararası Ticari İşlemlerde
Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet
Verilmesinin Önlenmesi hususu üzerinde durulacaktır.
Ülkemizin de kurucu üyesi olduğu OECD
(İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) bünyesinde
oluşturulan Çalışma Grubunca 1997 yılında müzakere edilen "Uluslararası
Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin
Önlenmesi Sözleşmesi" 10 ülkenin onay belgelerini tevdi etmeleri üzerine
15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin
hazırlık çalışmaları 1992 yılına kadar
uzanır. OECD'nin Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu
tarafından yapılan çalışmaların
tamamlamasının ardından hazırlanan "OECD Uluslararası
Ticari
İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi"
21/11/1997 tarihli Konferans'ta kabul edilmiş, 17/12/1997 tarihinde
Paris'te Ülkemiz
tarafından imzalanmıştır. Türkiye ilk imzacı devletlerden biridir.
15/04/1999 tarihinde yürürlüğe giren sözleşme, 01/02/2000 tarihli ve 4518 sayılı Kanunla
onaylaması üzerine de
Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası haline gelmiştir.
Bu Sözleşme tüm OECD üyesi ülkelerce ve
bu teşkilata üye olmayan bazı ülkeler tarafından
imzalanmıştır. Bu sözleşmeden önce, yabancı kamu görevlilerine rüşvet
verilmesi suçu hemen
hiçbir ülkede suç olarak düzenlenmemiş
idi. Bundan dolayı, söz konusu Sözleşme rüşvetin
cezalandırılması ve dünya ekonomilerinde yolsuzluğun azaltılmasında
önemli bir adım olarak görülmektedir1.
Sözleşme uluslararası ticari sözleşmeleri
kazanmak amacıyla rüşvetin kullanılmasını
durdurmayı ve sivil toplum katılımını
arttırmayı ve yönetim standartlarını geliştirmeyi hedef
alarak
iç yolsuzlukla mücadeleyi güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Sözleşme taraf
devletlere
yabancı
kamu görevlilerine rüşvet verme eylemini cezalandırma yükümlülüğü
getirmektedir.
Yabancı
kamu görevlisinin ne olduğu konusunda, kamu görevi ifa eden tüm şahıslan
kapsayacak şekilde geniş bir tanım sağlamakta.Yine, bu suç için
öngörülen cezaların etkili,
orantılı ve caydırıcı olmasını şart koşulmaktadır.2
Anılan Sözleşmeye uyum sağlamak üzere
11.01.2003 tarihinde yürürlüğe giren "Uluslararası Ticari İşlemlerde
Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile bir takım düzenlemeler
yapılmış ve
yabancı
kamu görevlilerine rüşvet eylemi Türk Ceza Kanununda suç olarak
düzenlenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda da
önceki
Kanunundaki benzer düzenlemelere yer verilmiştir.
II.
OECD ULUSLARARASI TİCARÎ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU
GÖREVLİLERİNE VERİLEN RÜŞVETİN ÖNLENMESİ
SÖZLEŞMESİ
Sözleşme esas itibarı ile aktif
rüşvetle yani rüşvetin verilmesi ile ilgili olup, pasif rüşvetin
cezalandırılması her ülkenin kendi mevzuatına bırakılmaktadır. Taraf
devletler arasında
yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçunun yaptırıma bağlanmasında
fonksiyonel eşitlik kurmayı
amaçlamaktadır. Fonksiyonel eşitlikten kasıt taraf devletin hukuk
sisteminde yerleşik temel
prensipler değiştirilmeksizin sözleşme düzenlemelerinin iç hukuka
aktarılmasıdır.
Yine Sözleşme, öngördüğü düzenlemeler
itibarı ile devamlı olarak iç hukuk düzenlemelerinin
yeniliklere adapte olması ve gelişmelere uygun olarak önlemler alınması
için denetim
mekanizması ve bu mekanizmayı çalıştıracak kurumsal bir yapı üzerine
oturmaktadır. Bu kurumsal yapı, taraf ülkelerin 1. ve 2. aşama gibi
dönemsel olarak denetlenmeleri mantığı ve
bu denetlemeyi de diğer bir veya birden fazla ülke uzmanlarından oluşan
ekiplere yaptırma ve
yapılan incelemeler sonucunda rapor hazırlanması ve
eksiklikleri bulunan incelemeye konu
ülkeye tavsiyelerde bulunulması sistemi içinde
çalışmaktadır
Sözleşme
17.12.1997 tarihinde Paris' te imzalanmış olup giriş ve 17 maddeden
ibarettir.
Sözleşmenin girişinde de belirtildiği
gibi Rüşvet; uluslararası ticarî işlemlerde ciddî ahlakî ve
siyasî
kaygılara sebep olan, kamu idaresini ve ekonomik gelişmeyi etkileyen ve
uluslararası rekabet şartlarını bozan yaygın bir olgudur. Uluslararası
ticarî işlemlerde yabancı kamu
görevlilerine verilen rüşveti caydırıcı, önleyici ve etkin önlemler
alınmalı bu tür rüşvet
süratle cezalandırılmalıdır.
OECD Bribery Awareness
Handbook for Tax Examiners, s. 5,
http://www.oecd.org/dataoecd/20/20/37131825.pdf
2
OECD Bribery Avvareness Handbook for Tax Examiners, s. 5
Hükümetler, birey ve kuruluşların
uluslararası ticarî işlemlerdeki bahşiş talepleri ile
mücadeleleri çok taraflı düzeyde bir işbirliği, denetim ve takibini de
gerektirmektedir.
Sözleşmenin l. maddesinde Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme
suçu
tanımlanmaktadır.
Buna göre; uluslararası ticaretin
yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi
ve
muhafazası gayesiyle resmî görevlerin ifası zımnında hareket etmesi veya
hareket
etmekten
kaçınması için, yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan
veya aracılar vasıtasıyla hak edilmemiş para veya diğer yararlar
önermek, vaat etmek veya vermek suçtur. Taraf ülkeler iç hukuklarında
böyle bir suçu ihdas etmek için gerekli tedbirleri alacaklardır.
Teşvik, yardım veya yetkilendirme sureti de
dahil olmak üzere, yabancı bir kamu görevlisine
rüşvet verilmesine ortak olma fiilide
bu suç kapsamındadır. Yabancı bir kamu görevlisine
rüşvet
verme amaçlı teşebbüs veya suç ortaklığı, teşebbüs veya suç ortaklığının
o Âkit Tarafın
ulusal
kamu görevlisine rüşvet verilmesinin de suç teşkil ettiği ölçüde, suç
olarak
addedilecektir.
"Yabancı kamu görevlisi"
yabancı
bir ülkede, seçilmiş ya da atanmış olsun, yasama, idarî
veya adlî bir görevi uhdesinde bulunduran,
bir kamu kurum ya da kuruluşu da dahil olmak
üzere, yabancı bir ülke için kamu görevi
ifa eden her şahıs ve uluslararası bir kamu
kuruluşunun memur veya görevlisini belirtir. Sözleşmenin açıklayıcı
raporunda belli özel koşullarda, kamu yetkisinin, resmi olarak
görevlendirilmemiş kamu görevlileri tarafından da
ifa edilebileceği belirtilmekte ve buna tek parti ile yönetilen
ülkelerde, fiili yetkili
olmalarından dolayı o partinin yetkililerinin de kamu
görevlisi olarak ele alınabileceği ifade
edilmekte, bundan hareketle bazı devletlerde
bu konumda olanların da yasal mevzuat uyarınca
kamu görevlisi kapsamında
değerlendirilebileceği belirtilmektedir. Tanımda yer alan uluslar arası
bir kamu kuruluşu ise, AB gibi bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri
de dahil, yetki
kapsamı
ve oluşturulma şekline bakılmaksızın devletler, hükümetler ve diğer
uluslar arası
örgütlerce kurulan her türlü uluslar arası organizasyonu kapsamaktadır.
"Yabancı ülke"
tabiri
ulusal düzeyden mahallî düzeye kadar Hükümetin bütün seviyeleri ve
alt bölümlerini kapsar. Sözleşmenin açıklayıcı raporunda, yabancı ülke
tabirinin sadece
devletlerle sınırlı olmadığı, bunun yanında otonom bölge ya da ayrı bir
gümrük alam gibi
organize olmuş yabancı bölge ve birimleri de kapsadığı ifade
edilmektedir.
"Resmî görevlerinin ifası zımnında harekete
geçmek veya görevini ihmal"
tabiri, kamu
görevlisinin resmî konumunun icap ettirdiği görevini, kendisine verilen
yetkiler dahilinde
olsun
veya olmasın kullanışını belirtir. Bir diğer deyişle bu tabir resmi
görevlerin ifasına
ilişkin
bir işi yapması ya da yapmaktan kaçınması da dahil olmak üzere, kamu
görevlisinin
konumunu herhangi bir şekilde kullanmasıdır
Sözleşmenin 2. maddesi "Tüzel
kişilerin sorumluluğunu" düzenlemektedir. Buna göre taraf
devletler kendi hukuk ilkelerine uygun olarak, yabancı bir kamu
görevlisine rüşvet verilmesi
halinde
tüzel kişilerin sorumluluğunu sağlamak için gereken önlemleri
alacaklardır.
"Yaptırımları"
düzenleyen 3. maddede; bu suça etkili, orantılı ve caydırıcı cezaî
yaptırımların uygulanması istenilmektedir.
Bu bağlamda; Sözleşmeye taraf olan devletler kendi kamu
görevlisine rüşvet verilmesi halinde
uygulanabilir yaptırımlara benzer ve gerçek kişilerle ilgili olarak,
etkili karşılıklı adlî yardımı ve iadeyi mümkün kılacak yeterli
hürriyeti kısıtlayıcı cezalar koyacaklardır.
Eğer, bir taraf devlet hukuk sisteminde cezaî
sorumluluk tüzel kişilere uygulanabilir değilse, o
devlet,
yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi halinde, tüzel kişilerin
para cezalan da
dahil
olmak üzere, etkili, orantılı ve caydırıcı diğer yaptırımlara maruz
kalmalarını
sağlayacaktır.
Ayrıca; yabancı kamu görevlisine
verilen rüşvetin ve bundan kaynaklanan kazancın veya bu
kazançla
eş değerdeki mal varlığının, el koyma ve müsadereye tabi tutulmasını
veya aynı
etkileri
parasal yaptırımların uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirler
alınmalıdır.
Taraf devletler; yabancı bir kamu görevlisine
rüşvet vermekten dolayı yaptırıma tabi her şahıs
için ilave medenî ve idarî
yaptırımların uygulanmasını gözönünde bulunduracaklardır.
Örneğin yabancı kamu görevlilerine
rüşvet verme suçundan şirket yöneticilerinin
cezalandırılmasından başka, o
şirketin kamu fonlarından yararlanmaktan alı konması, sürekli ya da
geçici olarak kamu ihalelerine ya da özelleştirme ihalelerine girmekten
yasaklanması, tasfiye hükümlerine tabi kılınma gibi yaptırımlar bu
kapsamda değerlendirilmektedir
Sözleşmenin 4. maddesi "Yetki"
yi düzenlemektedir. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet
verilmesi suçunun tamamının
ya da bir bölümü kendi ülkesinde işlenmesi halinde taraf
devletler yargı yetkisine sahip olacakladır.
Taraf devletler, bu suçun kendi ülkesinde ya
da yabancı bir ülkede işlenmesi durumunda yargı
yetkisine sahip olacak şekilde
düzenlemeler yapmakla yükümlü kılınmaktadır. Zira yabancı
kamu
görevlisine rüşvet verme suçu, yabancı kamu görevlisinin Türkiye'de
geçici olarak
bulunduğu sırada Türkiye'de gerçekleşebileceği gibi, ticari işlemin
yapılacağı yabancı ülkede de işlenebilir. Hukukumuza göre her iki
durumda yargı yetkisinin olacağı açıktır.
Ayrıca; yurtdışında işledikleri suçlar
nedeniyle vatandaşlarını kovuşturma yetkisine sahip bulunan taraf
devletler, aynı ilkelere göre, yabancı bir kamu görevlisine rüşvet
verilmesi ile
ilgili
aynı yetkiyi ihdas etmek için gereken tedbirleri alacaktır.
Birden fazla taraf devletin yargı yetkisinin
mevcudiyeti halinde, ilgili devletler kovuşturma
için en uygun yargı yetkisinin
belirlenmesine yönelik istişarede bulunacaklardır.
Yine taraf devletler yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi
ile mücadelede, yargı yetkisinin
mevcut dayanaklarının etkili olup olmadığını gözden geçirerek, etkili
değilse telafi edici
girişimlerde bulunacaktır.
Sözleşmenin 5. maddesine göre yabancı
bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi durumunda,
soruşturma ve kovuşturmalar
uygulanabilen kural ve ilkelere göre yapılmalıdır. Ulusal
ekonomik
çıkar mülahazaları veya diğer bir Devletle olan ilişkiler ya da suça
konu gerçek ya
da
tüzel kişilerin kimliği kovuşturma ve soruşturmayı etkilememelidir. Bu
noktada TCK'nın
13/2.
maddesi tartışmalı hale gelebilmektedir. Esasen talep şartının salt
varlığı maddeye
aykırılık teşkil etmemektedir. Talep şartını arayan bir ülke için
Sözleşme uyarınca önemli
olan
Bakanın izin verirken, ulusal ekonomik çıkar mülahazaları, diğer bir
Devlet ile ilişkilere
olası
etkileri ya da bahse konu gerçek ya da tüzel kişilerin kimliği gibi
nedenlerle izin
vermekten kaçınmasının yasal olarak mümkün
olup olmadığıdır. Bunun olmayacağının
herhangi bir mekanizma ile garanti altına
alınması durumunda Sözleşmeye bir aykırılık söz konusu olmamaktadır.
Sözleşmenin açıklayıcı raporunda, getirilen bu sınırlamanın yargının
sadece hukuki gerekçelerle hareket etmesi, bunun dışında siyasi sebepler
gibi başka sebeplerle
kovuşturmanın etkilenmesinin önüne geçilmesi, dolayısıyla yargı
bağımsızlığının garanti
altına alınmasına yönelik bir düzenleme olduğu
vurgulanmıştır
"Zamanaşımı"
Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Yabancı bir kamu görevlisine
rüşvet verilmesi suçuna uygulanabilecek zamanaşımı, bu suçun
soruşturulması ve
kovuşturulması için yeterli bir süreye cevaz verecektir.
Sözleşmenin 7. maddesinde; kendi kamu görevlisine rüşvet
verilmesini, kara para aklama
mevzuatının uygulanması amacıyla öncül suç haline getiren taraf devlet
rüşvet vermenin
gerçekleştiği yere bakmaksızın, bunu yabancı kamu görevlisine rüşvet
verilmesi durumu için
de aynı şartlarla uygulayacaktır.
>
Sözleşmenin 8. maddesinde; Yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verilmesi ile etkili mücadele
için
yabancı kamu görevlilerine rüşvet vermek veya bu rüşveti gizlemek
amacıyla yapılacak sahtecilikleri ortaya çıkarabilmek için taraf
devletler kanunları ve yönetmelikleri çerçevesinde
gerekli tedbirleri alacak ve etkin muhasebe kuralları
ihdas edeceklerdir. Ayrıca; bu şirketlerin defterlerinde, belgelerinde,
hesaplarında ve malî bilançolarında bu tür eksiklik veya hilelerin
bulunması halinde, etkili, orantılı ve caydırıcı medenî, idarî ve cezaî
yaptırımlar
öngörülmelidir.
"Adli
yardımlaşma ve iade"
hükümleri Sözleşmenin 9. ve 10. maddelerinde
düzenlenmiştir.
Taraf devletler yürürlükteki
yasalarının ve uluslararası belgelerin elverdiği ölçüde, diğer
Tarafa,
bu Tarafın tüzel kişilere karşı açtığı cezaî olmayan davalar da dahil
olmak üzere, bu Sözleşmeye konu suçlara ilişkin soruşturma ve ceza
davaları ile ilgili hızlı ve etkili bir adlî
yardım sağlayacaktır. Bu sözleşme çerçevesindeki adlî yardım talebi
Taraflarca banka sun
öne sürülerek reddedilemez.
Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet
verilmesi, tarafların hukuku ve aralarındaki iade
sözleşmeleri gereğince iadeyi konu bir suç olarak addedilir. Bu sözleşme
iade için hukukî
temel
olarak kabul edilebilecektir.
Taraf devletler, yabancı bir kamu görevlisine
rüşvet verilmesi suçundan dolayı vatandaşları
hakkında kovuşturma yapmak veya onları
iade etmek için gerekli önlemleri alırlar. Yabancı
bir kamu
görevlisine rüşvet verilmesi suçundan ötürü, iade talebini, tek neden
olarak, şahsın vatandaşı olması sebebiyle reddeden Taraf, meseleyi
kovuşturmanın yapılabilmesi amacıyla
yetkili
makamlarına tevdi etmelidir.
Devletler arası istişare, adli
yardımlaşma ve iade taleplerinin gönderilmesi ve kabulünden
sorumlu
makamların
OECD
Genel Sekreterliğine bildirilmesi sözleşmenin 11. maddesinde
öngörülmüştür.
Sözleşmenin 12. maddesinde bu sözleşmenin
etkin biçimde uygulanması için düzenli bir takip
programının oluşturulması
düşünülmüştür. Şu anda bu görev "OECD Uluslararası Ticarî İşlemlerde
Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu" tarafından yürütülmektedir.
Sözleşmenin 13-17 maddeleri imza ve katılım,
onay ve onay belgelerinin tevdii, yürürlüğe
girme, değişiklik ve çekilme hükümlerini
ihtiva etmektedir.
III. YABANCI KAMU GÖREVLİLERİNE RÜŞVET VERME SUÇU
l.
Genel olarak
Rüşvet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun TCK. 252 ve
devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
TCK'nın 252/5. maddesinde yabancı kamu görevlilerine yarar teklif veya
vaat ya da verilmesi eyleminin
de rüşvet sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Rüşvet suçu 252. maddenin 3. fırkasında
tanımlanmaktadır. Buna göre "bir kamu
görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması
veya yapmaması amacıyla
kişiyle
vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması"
rüşvet
suçunu oluşturmaktadır.
Madde gerekçesinde de açıklandığı gibi Türk Ceza Kanunu'nda izlenen suç
siyaseti
gereğince, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat
temininin, rüşvet
suçunu
oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Menfaati temin eden kişi, işinin en
azından
zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket ettiği bu
nedenle, haklı bir işin
gördürülmesi amacına yönelik olarak menfaat sağlanması hâlinde, icbar
suretiyle irtikap veya görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabul
edilmektedir.
Buna karşın 252. maddesinin 5.
fırkasında rüşvet suçuna yeni bir içerik kazandırılarak,
"yabancı kamu görevlisi"ne rüşvet verilmesi eylemi cezaî yaptırıma
bağlanmıştır. Anılan
fıkrada,
"yabancı kamu görevlisine, uluslararası ticarî işlemler nedeniyle, bir
işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yarann elde edilmesi
veya muhafazası amacıyla, doğrudan
veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya
verilmesi de rüşvet sayılır" denmek
suretiyle yabancı kamu görevlilerine rüşvet
verilmesi suçunun tanımı yapılmıştır. Burada "görevinin gereklerine
aykırı olarak" ibaresi geçmemektedir.
Oysa; taraf olduğumuz sözleşmede,
yabancı kamu görevlisine rüşvet verme suçu: uluslararası
ticaretin
yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yarann elde edilmesi ve
muhafazası
gayesiyle resmî görevlerin ifası zımnında hareket etmesi veya hareket
etmekten kaçınması
için,
yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan veya aracılar
vasıtasıyla hak
edilmemiş para veya diğer yararlar önermek, vaat etmek veya vermek
olarak tarif
edilmektedir.
Kanımızca; 252. maddenin 5. fıkrasının
sözleşmedeki suç tanımı ile birlikte değerlendirilerek
yorumlanması ve yabancı kamu
görevlisine "resmi görevi ifası ile ilgili olarak bir işin
yapılması veya yapılmaması" için vaadde bulunmak veya yarar sağlamak
şeklinde anlaşılması
gerekmektedir.
Bilindiği gibi kanundaki düzenlenişi
itibarıyla rüşvet suçu bir teşebbüs suçudur.3 Aslında
Rüşvet
suçu, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda
tamamlanmış olacaktır.
Buna
göre, rüşvet suçu, rüşvete konu nesnenin ya da yarann verenin egemenlik
alanından
çıkarılıp failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfus
alanına girmesiyle
tamamlanmaktadır. 4
3
İzzet
Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. Bası, Ankara 2006, s. 1001.
4
Artuk/Gökcen/Yenidünya,
s. 649.
Ancak, Yeni Türk Ceza Kanununda izlenen suç siyaseti gereği olarak,
rüşvet suçunun kamu
görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması
veya yapılmaması amacına yönelik
menfaat teminini öngören bir anlaşmanın
yapılması durumunda dahi rüşvet suçu
tamamlanmış gibi cezaya
hükmedilecektir. Diğer bir deyişle, anlaşmaya varılması halinde
aslında suç tamamlanmış olmamakta,
fakat teşebbüs niteliğinde olan bu durum, suçun
tamamlanmış hali gibi tam cezasıyla
cezalandırılmaktadır . Rüşvete ilişkin anlaşmanın
rüşvete
konu olan işin yapılmasından veya en geç yapıldığı esnada mevcudiyeti
gerekmektedir 6. Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak
mümkündür. Bu nedenle, söz konusu suç tanımı kapsamında "rüşvete
aracılık eden" kavramına yer verilmemiştir. (Madde
gerekçesi) Rüşvet suçuna iştirak edilip edilmediği 5237
sayılı TCK'nın 37-41. maddelerindeki
genel hükümler çerçevesinde belirlenecektir.7
Gerek sözleşmede ve gerekse TCK da
yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçu seçimlik
hareketli suç olarak düzenlenmiştir. Bu halde suç, kanunda öngörülen
"yarar teklif veya vaat
edilmesi veya verilmesi"
eylemlerinden birinin gerçekleşmesi halinde tamamlanmış
sayılmaktadır. Teklifin yabancı kamu görevlisi tarafından kabul
edilmemiş olması rüşvet verme
suçunun oluşumunu engellememektedir 8. Suçun oluşumu ve
tamamlanmasına önemli olan
"uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya
yapılmaması veya haksız bir
menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla" maddî bir menfaat
temin edilmiş veya teklif
edilmiş ya da bu yönde vaatte bulunulmuş olması gerekmektedir. Rüşvet
suçunun oluşabilmesi için
amaçlanan şeyin yapılmasına veya yapılmamasına ise gerek
bulunmamaktadır (Madde gerekçesi).
5Özgenç,,s. 1001.
6
Artuk/Gökcen/Yenidünya,
s. 650.
7
Artuk/Gökcen/Yenidünya,
s. 666.
8 Artuk/Gökcen/Yenidünya, s.
653. Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 657.
2.
Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verme Suçunda Fail
OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi ve
TCK nün 252/5. fıkrasına göre "yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verme suçunun"
oluşabilmesi için rüşvet verilenin belli bir sıfatı haiz
olması
gerekmektedir. Burada söz konusu olan rüşvet alan "yabancı kamu
görevlileri"nin
"yabancı
bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir
görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya
görevlileri"nden biri olması
gerekmektedir. Aynı şekilde, "yabancı bir ... ülkede uluslararası
nitelikte görevleri yerine getirenler" de "yabancı kamu görevlisi"
olarak kabul edilmektedir.(Madde gerekçesi)
Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme
suçunun faili ise cezai sorumluluğu haiz gerçek
kişilerdir. Ancak, eylem bir tüzel kişinin lehine işlenmiş ise tüzel
kişi aleyhine de bazı
yaptırımların uygulanması söz konusu olacaktır.
3.
Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verme Suçunda Etkin Pişmanlık
TCK'nın 254. maddesinde rüşvet suçunda
etkin pişmanlık hâline ilişkin hükme yer
verilmiştir. Bu hükme yer verilmiş olmasının
sebebi, rüşvet suçlarının gizli kalmasını
önlemek ve ortaya çıkmasını sağlamaktır.9
Cezayı ortadan kaldıran bir şahsî sebep hâlini
düzenleyen bu hükümden yararlanabilmesi
için; rüşvet alan veya anlaşmaya varan kamugörevlisinin, rüşvet suçundan dolayı hakkında
soruşturmaya başlanmadan önce, durumu
soruşturmaya yetkili makamlara haber vererek, rüşvet konusu şeyi
aynen teslim etmesi gerekir. Bu
durumda kamu görevlisi hakkında söz konusu suçtan dolayı cezaya
hükmolunnıayacaktır (m 254/1). Öte
yandan, etkin pişmanlıktan yararlanılabilmesi için kamu
görevlisi hakkında, idarî de olsa, herhangi bir soruşturmaya girişilmemiş
bulunulması gerekmektedir
(Madde gerekçesi).
Etkin pişmanlık, bu suç açısından cezayı
ortadan kaldıran şahsî sebeptir. Yani, şartlan
gerçekleşmişse, sadece cezaya
hükmedilmez. Ancak, işlenmiş olan suç, işlenmemiş duruma
getirilemeyeceği için, rüşvet konusu şeyin müsadere edilmesi mümkündür
(Madde gerekçesi).
Rüşvet
anlaşmasının yapılmış olmasına rağmen, kamu görevlisi, anlaşmayla kabul
edilen rüşvet konusu menfaati temin etmeden önce de etkin pişmanlık
gösterebilir. Bu durumda,
rüşvet
konusu menfaat kamu görevlisi tarafından henüz temin edilmediği için,
artık teslimden
ve
müsadereden söz edilemez (Madde gerekçesi).10
Rüşvet veren kişinin de, bu nedenle henüz
soruşturma başlatılmadan önce etkin pişmanlık
duyarak durumdan soruşturma
makamlarını haberdar etmesi hâlinde, hakkında bu suçtan
dolayı
cezaya hükmedilmez. Rüşvet olaylarının açıklığa kavuşturulabilmesini
temin için, bu
durumda,
kamu görevlisine rüşvet olarak verdiği şey alınarak kendisine iade
edilir (m 254/11).
Yani, bu
durumda, rüşvet suçu tamamlanmış olmasına rağmen, rüşvet konusu
menfaatin
müsaderesine hükmedilmeyecektir (Madde gerekçesi).11
Maddenin üçüncü fıkrasında, rüşvet
suçuna iştirak eden diğer kişilerin, bu nedenle soruşturma
başlamadan önce, durumdan soruşturma makamlarını haberdar etmeleri
hâlinde,
cezalandırılmayacakları hususu da hüküm altına alınmıştır. (Madde
gerekçesi) Bu sayede
rüşvet
alan ve veren dışında kalan ve suça iştirak eden diğer kimselerin de,
faillerden
bağımsız
olarak cezasızlık nedeninden yararlanmaları imkanı getirilmiştir.
Yargılama sonucunda mahkemece,
cezasızlık sebebinden yararlananlar açısından 5271 sayılı
223.
maddesinin 4. fırkası uyarınca verilecek karar ise "ceza verilmesine yer
olmadığı"
karandır.
13
10
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 657.
11
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 657.
12
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 658.
13
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 658.
Aynı hükümler bu gün için yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verme suçu açısından da
geçerlidir ve OECD Çalışma Gurubu
tarafından Türkiye' ye yöneltilen eleştiriler arasındadır.
Etkin Pişmanlığın bu suç
açısından suçla mücadeleyi engelleyen niteliği olduğu öne sürülmektedir.
Aslında sözü edilen suç açısından rüşvet verenin cezalandırılması ön
görülmektedir. Yabancı kamu görevlisine rüşvet vererek, rekabet ortamını
ortadan kaldıran ve kendi
şirketi lehine uluslararası ticari faaliyeti gerçekleştiren kişi
kovuşturma başlamadan önce
etkin pişmanlıktan yararlanmak için suçu ihbar ederse, etkin pişmanlık
hükümlerinden yararlanacağı için cezalandınlmayacak ve fakat ticari
faaliyetini de gerçekleştirmiş olacaktır.
4. Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verme
Suçunda uygulanacak yaptırımlar ve
zamanaşımı
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 252. maddenin
1. fırkasında Rüşvet alan kamu görevlisinin
ve rüşvet
veren kişinin dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılacağı belirtilmiştir. Rüşvet alan kamu görevlisinin
yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir
olması hâlinde, verilecek ceza üçte birden yansına kadar artırılacaktır.
Bu cezaya ilaveten, TCK'nın 54 ve 55.
maddeleri uyarınca, rüşvet olarak verilen eşya ya da
maddi
menfaatin ya da bunların değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik
kazançların müsaderesine de karar verilir. Ayrıca; CMK nün 123.
maddesinde el koyma düzenlenmiştir.
Ceza
miktarı dikkate alındığında TCK 66/d. maddesine göre dava zamanaşımı 15
yıldır.
5. Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verme
Suçunda Tüzel Kişilere Uygulanacak
Güvenlik Tedbirleri
TCK'nın 253. maddesinde rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle
yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü
güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı öngörülmüştür.
Özel hukuk tüzel kişileri hakkında
hükmedilebilecek güvenlik tedbirlerinin tür ve koşullan
TCK'nın
60.maddesinde düzenlenmiştir.
Maddede öngörülen ilk güvenlik tedbiri,
faaliyet izninin iptalidir. Bunun için ilk koşul özel
hukuk
tüzel kişisine, belirli bir faaliyette bulunabilmesine ilişkin kamu
kurumunca verilen bir
iznin
varlığıdır. İkinci koşul ise, bu iznin sağladığı yetkinin kötüye
kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına kasıtlı bir suç
işlenilmesidir. İşlenen suçla, verilen iznin kullanılması
arasında nedensellik bağı olmalıdır. Aynca, özel hukuk
tüzel kişisinin organ veya
temsilcilerinin bu suçun işlenmesine iştirak etmeleri
gerekir.
Özel hukuk tüzel kişileri bakımından öngörülen ikinci güvenlik tedbiri
ise müsaderedir.
IV. SÖZLEŞMEYE GÖRE İZLEME SÜRECİ
Ülkemizin Sözleşmeye uyumuna ilişkin incelenme sürecinde olduğunu
belirtilmiştik.
Taraf ülkelerin Sözleşme'ye uyumunun değerlendirilmesi amacıyla OECD
tarafından Nisan
1999 tarihinde başlatılan bu iki aşamalı gözetim prosedürüne göre;
-Birinci Aşamada;
ülkelerin mevzuatlannın Sözleşme'ye uygunluğu
değerlendirilirken,
-İkinci Aşamada,
Sözleşmenin yanı sıra 1997 tarihli Tavsiye
Kararının Ceza Hukukudışındaki yönlerini de içerecek şekilde ülkelerin Sözleşme'yi
etkin olarak uygulayıp uygulamadıklan incelenmektedir.
Ülkemizin Birinci Aşama
İncelemesi 11-13 Şubat 2004 tarihlerinde gerçekleştirilmiş ve 8 Kasım 2004
tarihinde kabul edilmiştir.
Birinci aşama incelemesi
kapsamında, Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvetin Önlenmesi
Çalışma Grubu tarafından iki ülke "inceleyici" olarak belirlenmektedir.
Ülkemizin incelemesi Brezilya ve Slovenya tarafından yapılmıştır.
Ülkemize yönelik olarak II. Aşama
İnceleme sürecinde, Bulgaristan ve Almanya tarafından
inceleme raporu hazırlanmıştır.
Ülkemizin II.Aşama İncelemesi, 4-7
Aralık 2007 tarihinde Paris'te gerçekleştirilen Çalışma
Grubu
toplantısında ele alınmış, toplantı sonucunda olağanüstü bir yaptınm
olan ve daha önce
İngiltere, Japonya, İrlanda ve Lüksemburg için de verilen II. Aşama
İncelemesinin tekrarına
karan
verilmiştir.
-Yeniden ikinci aşama incelemesine
karar verilmesinin sebepleri olarak, İnceleme sürecine özel sektör ve
sivil toplum temsilcilerinin katılımlarının sağlanmasında Türk
Hükümetince
yeterince çaba gösterilmemesi,
-
Türk Hükümetinin yabancı kamu görevlilerin rüşveti suçuna
ilişkin kamuoyunun bilincini
artırmada önemli derecede yetersiz kalması,
-
Yerinde inceleme ziyareti sırasında bazı katılımcıların,
Türk şirketlerinin komşu ülkelerde
rüşvetle iş yaptırmayı kabul eden bir yaklaşım içerisinde olmalarını
ifade etmesi,
-
2005 yılında Türk Ceza Kanununda bulunan tüzel kişilerin
sorumluluğunun yeni TCK'da
kaldırılmış olması ve yerine sınırlı bir uygulama alanına sahip ve para
cezası içermeyen
güvenlik tedbirlerinin getirilmiş olması,
-
Bir şirkete yönelik başlatılan soruşturmanın yeterli
araştırma yapılmadan çok erken bir
safhada takipsizlikle sonuçlandırılmış olması,
-
Yine başka bir olayda inceleme başlatılmasında iki yıl
gecikmiş olunması (Birleşmiş
Milletler Petrol Karşılığı Gıda Programına ilişkin kurulan bağımsız
soruşturma komitesi
(IlC)nin 2005 yılında kabul edilen raporunda yeralan 139 Türk Şirketine
ilişkin iddialar
konusunda Türk makamlarınca iki yıl gecikme ile harekete geçilmiş
olması,)
gerekçe olarak görülmüştür.
Söz konusu raporda 15'ten fazla kurumu
ilgilendiren toplam 26 tavsiye ile 5 izleme
maddesine yer verilmiştir.
Bu rapor üzerine Başbakanlık tarafından OECD "Rüşvetle Mücadele
Çalışma Grubu" tarafından yürütülen
ülke incelemesinden sorumlu koordinasyon görevi Dışişleri
Bakanlığından alınarak koordinasyon
görevinin Adalet Bakanlığı tarafından yürütülmesine
karar verilmiştir. Bu görev hali hazırda UHDIGM tarafından
üstlenilmiştir.
V.
OECD TAVSİYELERİ (ARALIK
2007)
1 a. Resmi kalkınma yardımları ile desteklenen
ihalelerde yer alan görevliler de dahil olmak
üzere,
dış pazarlarda faaliyet gösteren Türk Şirketleri ile temas halinde olan
kamu görevlileri, ve
küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere, yolsuzluğa açık
coğrafya ve sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için acilen farkındalılık
arttırıcı programların yapılması ve uygulanması [1997 Gözden Geçirilmiş
Tavsiye, paragraf I, IIv ve VI iii];
1 b. Gecikmeksizin, büyükelçilik personeli de dahil olmak üzere dış
temsilciliklerin farkındalılıklannın
arttırılması ve dış temsilciliklerin, yabancı kamu görevlilerine rüşvet
verilmesinin riskleri hakkında
Türk şirketleri ve bireylerini bilgilendirmelerinin temini; ve
[1997 Gözden Geçirilmiş Tavsiye, paragraf I];
l c. Yabancı kamu görevlilerine verilen
rüşvetin vergiden düşürülemeyeceği hususunda vergi memurları (tax
officials), vergi meslek mensupları (tax professionals), ile özel
sektörün
farkındalıklannm arttırılması için daha fazla çaba gösterilmesi ve bu
ödemelerin ortaya çıkarılması konusunda vergi memurlarının eğitimi
[Sözleşme, Madde 13; 1997 Gözden
Geçirilmiş Tavsiye, paragraf IV; 1996 Tavsiyesi];
2a.Bir Türk şirketi veya vatandaşının
yabancı kamu görevlisine rüşvet verdiği veya bu yönde
girişimlerde bulunduğu hususunda ciddi iddiaların ortaya çıkması
halinde, bu iddiaları
Türkiye'deki yetkili makamlara rapor etme de dahil olmak üzere, atılacak
adımlar hakkında,Bbüyükelçilik personelini de kapsayacak
şekilde dış temsilciliklere spesifik talimatlar verilmesi
[1997
Gözden Geçirilmiş Tavsiye, paragraf I]
2b.Resmi kalkınma yardımları ile fonlanan
ihalelerde görev alan personele, yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verme şüphelerini
ortaya çıkarma ve rapor etme konusunda eğitim
sağlanması [1997 Gözden Geçirilmiş
Tavsiye, paragraf I, IIv ve VI]
2c.
Kamu ve
özel sektördeki ihbarcıları, işverenleriden kaynaklanabilecek misilleme
ve
cezalardan koruyacak tedbirlerin güçlendirilmesi [1997 Gözden Geçirilmiş
Tavsiye, paragraf
I];ve
2d.Halen Parlamento'da bulunan Tanık Koruma
Kanununun mümkün olan en kısa süre
içerisinde kabul edilmesi [1997 Gözden
Geçirilmiş Tavsiye, paragraf I]
3(i)
Resmi kalkınma yardımlarıyla fonlanan
sözleşmelere sistematik olarak yolsuzluk karşıtı
şartların konulması; ve
3(ii) Daha önceden yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verme suçuna karışmış olan kişi ve
şirketleri, bu tür sözleşme imkanları (özelleştirme, kamu ihaleleri veya
kamu kaynaklarıyla fonlanan kalkınma yardımı ihaleleri) dışında tutacak bir mekanizma
kurulmasının değerlendirilmesi.[l 997
Gözden Geçirilmiş Tavsiye, paragraf I, II v ve VI iii]
4(i) Vergi hukukunda rüşvet ödemelerinin
vergiden düşülmesinin açıkça reddedilmesi veya bu sonucu sağlayan
bağlayıcı ve kamuya açık uygun diğer bir mekanizma ihdas edilmesi:
4(ii)
Yasal
harcama olarak gösteririlmiş rüşvet ödemelerinin ortaya çıkarılması
hususunda
vergi
görevlilerine eğitim sağlanması; ve
4(iii)
Vergi otoriteleri ile yolsuzluk
suçlarıyla ilgili adli ve kolluk görevlilerinin karşılıklı
bilgi
paylaşımına izin veren OECD Model Vergi Sözleşmesinin 26(2). Maddesinin
Yorumunu( Commentary) mevcut ve müstakbel vergi sözleşmelerine dahil
etmeye devam
etmek
[Sözleşme, 13. Madde; 1997 Gözden Geçirilmiş Tavsiye, Paragraf IV; ve
1996
Tavsiyesi].
5a. Dış pazarlarda faaliyet gösteren küçük ve
orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere
şirketleri, spesifik olarak yabancı
kamu görevlilerine rüşvet suçuna yönelik davranış
kurallarını ve uygun olduğu ölçüde etik komitelerini kapsayan dahili
şirket kontrollerini
uygulamaya koymak amacıyla teşvik edici çabaları güçlendirmek [1997
Gözden Geçirilmiş
Tavsiye, paragraf V C]; ve
5b.Dış denetime tabi olan özel
şirketlerin kapsamının, dış pazarlarda faaliyet gösteren ve dış
denetime tabi olmayan (non-listed companies) şirketleri de içerecek
şekilde genişletilmesi, ve
devlet
(Sayıştay) denetimine tabi olan kamu teşebbüslerinin kapsamının dış
denetime tabi
olmayan
devlete ait veya devlet tarafından kontrol edilen şirketleri ve resmi
ihracat kredi
desteği,
kamu ihaleleri, özelleştirme ve resmi kalkınma yardım fonlarıyla
desteklenen ihale sözleşmelerine dahil olan ajansları içerecek şekilde
genişletilmesi [1997 Gözden Geçirilmiş
Tavsiye, paragraf I ve VB]
6.a.Bakanlar Kurulu Karan çıkarılmak
üzere Başbakanlığa sunulan ve muhasebeciler ile
avukatlara şüpheli işlem bildiriminde
bulunma yükümlülüğü öngören yönetmeliğin bir an
önce çıkarılması;
6.b. MASAK tarafından hazırlanan ve
şüpheli işlem bildiriminde bulunan yükümlülere geri
bildirim sağlanmasını gerekli kılan yönetmeliğin bir an önce
çıkarılması, yabancı kamu
görevlilerine rüşvet verilmesi suçunun öncül suç olduğu durumlarda
güncel karapara suç
tipolojilerine ilişkin, bildirimde bulunan taraflara gelişmiş rehber
ilkeler sağlanması;
6c.MASAK'a yapılan şüpheli işlem
bildirimi sayılarının düşük olmasının nedenlerinin
değerlendirilmesi
7.Yabancı kamu görevlilerine rüşvet
verilmesi suçunun soruşturulması ve yargılamasına
ilişkin,
soruşturma makamları, savcılar ve hâkimlere, yabancı kamu görevlilerine
rüşvet suçu
ile
ilgili düzenli eğitim verilmesinin ve bu eğitimlerin
yoğunlaştırılmasının sağlanması
(Sözleşme, Madde 5)
8.Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme
suçunun bir Türk vatandaşı veya şirketi tarafından
yurt
dışında işlendiği spesifik bir davada Adalet Bakanının "evrensel yargı
yetkisi" ilkesinin
uygulanmasını talep etmesini öngören Türk Ceza Kanununun
13/2. maddesinde ilişkin
olarak Çalışma Grubu: (i) Türkiye'nin ya bu gerekliliği
kaldırmasını; veya (ü) Bakanın böyle
bir uygulamayı talep etmeye ilişkin takdir
yetkisini kullanırken "milli ekonomik çıkar, diğer bir Devlet ile
ilişkiler ya da suça kansan gerçek ya da tüzel kişinin kimliği
üzerindeki siyasi
etki"
gibi hususlar da dahil olmak üzere herhangi bir siyasi çıkar tarafından
etkilenmeyeceğinin garanti altına alınmasını tavsiye eder. [Sözleşme,
Madde 4.2 ve 5]
9.Türk Ceza Kanunun 252/5. maddesinde
düzenlenen yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verme suçunun uygulanması
ile ilgili olarak, Çalışma Grubu, Türkiye'nin yabancı kamu görevlisine
rüşvet suçu bakımından suçluyu cezaî sorumluluktan kurtarıcı etkisi olan
"etkin
pişmanlık" uygulamasının kaldırmasını tavsiye eder. [Sözleşme, Madde 1]
l0.Türkiye'nin yabancı kamu görevlilerine
rüşvet verme suçunda tüzel kişilerin cezai sorumluluğunu ilgasına
ilişkin olarak, Çalışma Grubu, Türkiye'nin böyle bir sorumluluğu
Sözleşmenin 2. maddesine uygun olarak acilen yeniden oluşturmasını
tavsiye eder.
[Sözleşme, madde 2 ve 3.2]
11a. Yabancı kamu görevlilerine rüşvet davalannda mahkumiyet halinde
savcılann, mümkün
olduğu ölçüde müsadere
talebinde bulunmalarının teşvik edilmesi
11b. Adi rüşvet ve
yabancı kamu görevlilerine rüşvet suçuna uygulanan yaptınmlara ilişkin
daha detaylı istatistik
tutulması
11c. Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme
suçundan mahkum olan gerçek şahıslar ve şirketlerin özelleştirme, kamu ihalaleri ve resmi kalkınma yardımları ile fonlanan kamu ihale
sözleşmelerinin dışında bırakılmalan için uygun önlemlerin alınmasının
değerlendirilmesi
[Sözleşme, madde 3.4; 1997 Gözden Geçirilmiş Tavsiye, Paragraf II v).
12i. Hileli muhasebe suçlarına ilişkin olarak,
Çalışma Grubu (i) Türkiye'nin bu suçlara
uygulanacak cezaların etkin, orantılı ve
caydıncı olmasının sağlamasını tavsiye eder; ve
12(ii). Hileli muhasebe suçlan,
özellikle Vergi Usul Kanunun 359. maddesine muhalefet
suçlarına uygulanan yaptırımlar hakkında daha detaylı istatistik
derlenmesini tavsiye eder.
[Sözleşme, madde 8; 1997 Gözden Geçirilmiş Tavsiye, Paragraf V A iii)
VI.
ÇALIŞMA GRUBU TARAFINDAN İZLEMEYE ALINAN KONULAR
l a. Yabancı kamu görevlilerine
rüşvet verme suçlarına önceden kansan şirket ve bireylerin
resmi
ihracat kredi destekli sözleşmelerden dışlanmasına ilişkin mekanizmalar
da dahil olmak
üzere,
Türk Eximbank tarafından bu suçla mücadele için öngörülen usuller [1997
Gözden
Geçirilmiş Tavsiye, Paragraf I and II v]
l b.(i) Kaçakçılık ve Organize
Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Asayiş Dairesi
Başkanlığı arasındaki yetki paylaşımı; ve (ü)
Cumhuriyet savcısının talebi olmaksızın polis görevlilerinin soruşturma
başlatma yetkisinin olmaması da dahil olmak üzere; yabancı kamu
görevlilerine rüşvet olaylarının soruşturulması
l c.
Kara para suçundan yargılama ve soruşturma sayılan
1 d. Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçunun etkin şekilde
aşağıdaki durumları
karşılayıp karşılamadığına ilişkin gelişmeler:
i.Takdir yetkisinin kötüye kullanılmasını sağlamak amacıyla rüşvet verme
ve yabancı kamu
görevlisinin yetkisi dışındaki kalan bir işin yapılmasını ya da
yapılmamasını sağlamak
amacıyla rüşvet verme;
ii. Basit rüşvet (örneğin, bir görevin yapılması ya da yapılmamasını
sağlamak için rüşvet)
iii.Rüşvetin, rüşvet veren ile rüşvet alan yabancı kamu görevlisi
arasında vanlan anlaşma ile,
örneğin bir hayır kuruluşu, ya da siyasi parti veya aile üyesi gibi,
üçüncü bir kişiye iletilmesi
için verilmesi.
iv.
Rüşvet verilen kişi yabancı bir ülkede ya da uluslararası
örgütte kamu görevi ifa ediyor
ancak, atanmamış veya seçilmemiş ya da yasama, yürütme veya yargı
yetkisini ifa etmiyor ise
(ör: kamu ihalesi ile alınan bir sözleşmenin yerine getirilmesinde
çalışan)
l e. Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi ve kara para
aklama suçlarında uygulanan
yaptırımlar
VII.
SONUÇ:
17/12/1997 tarihinde Paris'te Türkiye
tarafından da imzalanan ve 01/02/2000 tarihli ve 4518
sayılı
Kanunla onaylanarak Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir
parçası haline
"OECD
Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin
Önlenmesi Sözleşmesi"
çerçevesinde Türkiye hakkında II. Aşama incelemesinin
tekrarlanması öngörülmüş, yukarıda sözü edilen tavsiyeler yapılmış, ayrıca
bazı izleme
konularına yer verilmiştir.
Türkiye' nin II Aşama yeniden incelemesi
sürecinde yapılan tavsiyelerin yerine getirilmesi ile
alakalı
Çalışma Grubunun Aralık 2008' deki toplantısında sözlü sunum yapılması
öngörülmekte, inceleme ziyaretinin de Ocak
2009 da gerçekleşmesi planlanmaktadır.
Bu aşamada tavsiyelerde ön görülen
hususlarla ilgili çalışmalara başlanmış olup, yapılması
mümkün olan
kanun değişiklikleri hakkında hazırlıklara devam edilmektedir. Ayrıca; bir
kısım
tavsiyelerin yönetmelik ve genelgelerle karşılanacağı düşünülmektedir. Yine
sözleşmenin uygulanmasına yönelik ilgili birimlerin, kurum ve kuruluşların
farkındalıklarmı
artıcı
eğitsel çalışmalar da devam etmektedir.